İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2018 Çarşamba

Telefon Görüşmesinden Notlar -3


(Resim: Haziran 2018 | F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu - Bolu) 



Eşim Alparslan Kuytul İle 06.07.2018 Cuma Günü Bolu Cezaevinden Gerçekleştirdiğimiz

TELEFON GÖRÜŞMESİNDEN NOTLAR (3):

Ben iyiyim çok şükür. Hani geçen sana Mevlana’nın bir sözünü söylemiştim ya. “İyiyim desem yalan olur. Kötüyüm desem inancıma dokunur. İyisi mi kendimi hamde vurayım.” demiş. Biz ağız alışkanlığıyla iyiyiz diyoruz ama iyiyiz derken Elhamdülillah’ı kastediyoruz aslında.

Hiçbir isteğimizi kabul etmiyorlar. Haftalık programı (cezaevi kısıtlamalarını) daha kötü yaptılar. Eskisinden daha kötü bir şekle getirdiler. Ama yine de çok şükür kendimi çok kötü hissetmiyorum. Oturup kitabımı okuyorum. Çok fazla sıkıntı çekmiyorum diyebilirim.

Biz kullar olarak hepimiz Allah’tan yüksek makamlar istiyoruz. Kim yüksek makam isterse zor imtihanlara hazır olmalıdır. Bu dava iğneyle kuyu kazma mücadelesidir. Bazen iğneyi de bulamayacağız, o zaman da tırnaklarımızla kazacağız. İşte şimdi onu yapmaya çalışıyoruz. Sonuçta Allah’ın bize takdir ettiği neyse o gerçekleşir. Allah Azze ve Celle Tevbe Suresinde buyuruyor; “Kul len yusîbenâ illâ mâ keteballâhu lenâ “De ki Allah’ın ancak bizim için yazdığından başkası bize dokunmaz. O Allah bizim Mevla’mızdır. O halde müminler Allah’a tevekkül etsinler.”

Biz de Allah’a tevekkül ediyoruz. İnsanlardan bir fayda olmayacağını da biliyoruz. Ve yine Allah Azze ve Celle Nahl suresinde; “Vesbır ve mâ sabruke illâ billâhi” buyuruyor. “Sabret, senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir.” “Ve lâ tahzen aleyhim.” Onlardan dolayı da kederlenme. “Ve lâ teku fî daykın mimmâ yemkurûn.” “Ve onların tuzaklarından dolayı da kaygı duyma.”

Biz de O’na iman etmişiz. O şekilde sabrediyoruz.

İnsanlar zulme gözlerini kapatmış, kulaklarını kapatmış. Ben onlara diyorum ki, “Zulme gözünü kapatıp kulağını tıkayanlar, yarınlarda görülmeyecek ve dinlenilmeyeceklerdir. Ceza amelin cinsinden olacaktır. Bugün görmeyenler, duymayanlar yarın görülmeyecek ve duyulmayacaktır. Bugün zulme sessiz kalanlar, yarın zulme uğradıkları zaman insanların tepki göstermesini ve kendisini desteklemesini bekleme hakkına da sahip olamazlar.”

Her şeye sessiz kalıyorlar sonra onların da başına gelirse ‘bize zulmedildi neden kimse konuşmuyor’ diyecekler. Siz konuştunuz mu? Bugün de bize zulüm yapılıyor. Ben zulme uğrayanları savundum. Ama sen bugün bize yapılanı seyrediyorsun!

Bir kardeşimiz mektubunda bir alman rahibin şu sözünü yazmış; “Önce Yahudiler için geldiler sesimi çıkarmadım çünkü ben Yahudi değildim. Sonra Komünistler için geldiler yine sesimi çıkarmadım çünkü ben Komünist değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, yine sesimi çıkarmadım çünkü ben sendikacı da değildim. Sonra benim için geldiler, artık ses çıkaracak kimse kalmamıştı.” Şimdi aynen o durum. Her şeye sessiz kalanlar, o adamın durumuna düşecekler ve ileride pişmanlık duyacaklar. 

Sessiz kalmaya devam etsinler. Biz ateş gibi yanmaya devam edeceğiz. Ateş gibi yanacağız. Ama sonunda küle değil, güle dönüşeceğiz inşallah.

Kardeşlerime söylemek istediğim şudur;

Beni çok sevdiğini söyleyip, İslam’a hizmette rol almayanlar, Allah’ı sevmeden beni sevmişler demektir. Ben böyle bir sevgiyi kabul etmeye Allah’tan hayâ ederim. Beni seviyorlarsa o zaman Allah’a hizmet etsinler. Yerlerinde oturmasınlar. Sürekli anlatsınlar, koştursunlar.

İnsanların çoğunluğu maalesef cesaret ve musibet imtihanlarını kaybeder. Bu iki imtihanı kazananların kazanamayacağı imtihan azdır.

Ben geçen gün rüyamda eski evimizin önündeki erik ağacının bir anda yeşerdiğini ve meyve verdiğini görüyorum ve ‘bahar geldi’ diyorum. Eğer bu imtihanı kazanırsak inşallah ondan sonrası bahardır.

Ve ne hapishanenin beton duvarları demir parmaklıkları ne de bu iftiralar doğru fikirlerin kitlelere ulaşmasını durduramaz. Onlar, belki beni içeri atmakla bu davanın bu hareketin durmasını planladılar. Ama insanlara doğru fikirleri, inançları ulaştıracak olan Allah’tır. Dolayısıyla Allah’ın da önünde hiçbir engel duramaz.

Fikirler zulme uğradıkça yayılır. Sezai Karakoç’un dediği gibi; “Geceye yenilmeyen her insana Allah ödül olarak bir sabah, bir gündüz nasip eder.” Eğer bu geceye yenilmezsek, inşallah sabahı göreceğiz. 

Haklıysak korkmayacağız! Haksız olmaktan korkacağız. Çünkü haklıysak HAKK bizi her daim koruyacaktır.

Abdulkadir Geylani’nin güzel bir sözü var. ‘Evladım, musibet seni helak etmek için gelmedi ki! Senin imanını ve sabrını imtihan etmek için geldi”. Musibet kulun körüğüdür. Sonuçta ya altın ya tortu ya da pas çıkar. Yani Allah sendeki (varsa) altını ortaya çıkarmak için imtihan ediyor.

O halde sabredeceğiz…



06.07.2018
Alparslan Kuytul Hocaefendi ile telefon görüşmemden hazırladım.
Semra Kuytul 

20 Aralık 2017 Çarşamba

Laikliğin tüm dinlere özgürlük içerdiğini söyleyenler, acaba “baskı gömleğini çıkardık” mı demek istiyorlar?


Laikliğin tüm dinlere özgürlük içerdiğini söyleyenler, acaba “baskı gömleğini çıkardık” mı demek istiyorlar?
Laikliğin “ne demek olduğunu” ve “ne demek olmadığını” hepimiz biliyoruz da peki şu soruların cevabını verebilecek olan var mı?
Laikliğin “tüm dinlere eşit mesafede ve tüm dinlere özgürlük olduğunu” savunanlar; acaba bu ülkede (sadece benim bildiğim 20-25 yıldır) İslam’ı yaşamak isteyenlere laik yönetim tarafından uygulanan baskıyı nasıl izah edecekler? Mesela; daha düne kadar başörtülülerin okullardan atılmalarını, üniversitelerde kurulan ikna odalarını, okul kapılarında gözü yaşlı bekleyen genç kızları, başörtülü hanımlar hakkında “bir de başları dik yürüyorlar ya dayanamıyorum” diyen çağdaş yaşam üyelerini, Atatürk’ün sağladığı baş açma hürriyetini(!) nasıl kullanmasınız(!) diyenleri, işyerlerinde namaza hatta Cuma namazına bile izin verilmeyişini, Ecevit’in başörtülü olduğu için “atın bu kadını dışarı” demesini ve 28 Şubat’ı nasıl izah edecekler?
Daha sayamayacağımız kadar çok baskı!
Üç kişinin bir araya gelip Kur’an okumaktan korktuğu günleri bende hatırlıyorum.
Daha gerilere gidersek, Kur’an kurslarının kapatılmasını, camilerin ahıra çevrilmesini, Arapça ezanın dahi yasaklanmasını, çocukların kulağına dahi Arapça ezan okunamadığı yani laikliğin zirvede olduğu günleri nasıl izah edecekler! Hadi dini devletten ayırdılar, halkta bıraktılar mı? Çocuğun kulağına okunan ezana dahi tahammül edemeyen zihniyet bugün nasıl oluyor da zeytinyağı gibi üste çıkıyor. Bu utanmazlık değildir de nedir!
Şimdi diyecekler “sizin örtünüz ideolojik simge taşıyordu. Ezanınız tevhidi haykırıyordu. Camiinizde bize değil Allah’a ibadet ediliyordu…” Sizin açınızdan haklısınız o halde. Bunlara tahammül edilemez!
Aslında sizin kabul etmediğiniz şey, ALLAH’IN EMRİNİN BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE TAŞINMASIYDI ve biz her konuda bunu yapmaya devam edeceğiz. Demek ki o gün olduğu gibi yine dine yani bize tahammül edemeyeceksiniz. O halde şimdi kimi kandırıyorsunuz?
Şu üç beş yıldır “Ilımlı İslam Projesi”yle görünür bazı şeylerin serbest kalmasına ise aldanmıyoruz. Çünkü aynı zihniyet bunun “dini bitirmek amaçlı bir proje” olduğunu bildiği halde bile, görsel bir takım serbestilere bile tahammül edemiyor. Bu zihniyet; ılımlılaşmış, laikliği, demokrasiyi hazmetmiş Müslümanları bile kabullenemiyor, keskin bir kılıç gibi dinin tamamını kesip atmak istiyor. Hatta kalplerindeki bu büyük arzuları ağızlarından taşıyor!
Bu millet o baskıları hatırlamasa belki kandırılabilirdi. Ama hala şahitleri bile aramızda. Laik, demokratik ve ÖZGÜR(!) dönemde Kur’an’ı öğrenmek için dehlizlere saklananlardan bir kısmı hala yaşıyor.
Yoksa onlar da: “değiştik, baskı gömleğini” çıkardık mı diyecekler!
Öyle sanıyorum ki ne onlar bunu der ne de biz buna inanırız!
Ortada herkesin bildiği 2 hakikat vardır;
1- İslam dini, milletten de devletten de ayrılamaz bir bütündür.
2- Laikliğin tüm dinlere eşit mesafede olduğu ve özgürlük vaadettiği lafları da ancak kuyruklu bir yalandır.
Müslümanlar da Laikler de; Kendilerini de Kimseyi de Kandırmasınlar…

Çünkü her iki taraf da kandırıldığını biliyor!