müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2018 Pazar


HEPİMİZ ELHAMDÜLİLLAH MÜSLÜMANIZ!

DARBELERE KARŞI OLDUĞUMUZ GİBİ FİTNELERE DE KARŞIYIZ! 

Kıymetli kardeşlerim!

Bu yazım; evinden atıldığı için sokakta bekleyen öğrenci kardeşimizin açtığı pankartta “… değiliz, fetö değiliz, Biz Müslümanız” ifadesinden dolayı rahatsızlık duyan ve benden cevap bekleyenler içindir.

Fetö kelimesinden dolayı çok mağduriyet yaşayan sizler, haklı olarak bu ifadeden rahatsız oluyorsunuz.

Öncelikle şuradan başlayayım şu içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreçte ne zaman bir paylaşım yapsak altına yazılan yorumlarda şunu görüyoruz: “Siz bizim kadar mağdur edilmediniz. Biz çok daha ağırlarını yaşadık…”

Evet, bunun gibi yorumlar yazanlar sonuna kadar haklı biz bahsedilen konuda onlar kadar mağduriyet yaşamadık.

17 ay cezaevinde kalıp sonra çıkarıldığı ilk mahkemede tahliye (!) edilmek, ya da hala ilk mahkeme gününü beklemek çok zordur mutlaka…

Ya da hastaneden alınıp cezaevine götürülmek, ya da anne babası cezaevine atılıp çocukların ortada kalması veya çocuk esirgeme kurumuna verilmesi.

Gözünü hapishanede açan bebeklerin hali ve hala hapishanelerde tutulan yüzlerce bebeğin-çocuğun dramı.

Ya da Fetöcüsün denilerek görevinden ihraç edilip, sadece görevinden, ihraç edilmekle kalmayıp toplumda, akrabaları arasında da vebalı muamelesi görmek…

Daha sayamayacağım nice mağduriyetler…

Açık söylemek gerekirse biz yaşanılan tüm bu mağduriyetlerin ne kadar acı ve dayanılmaz olduğunun çok da farkında değilmişiz. Çevremizde de bu şekilde sıkıntı yaşayan pek yok aslında. Uzaktan duyduk sadece aslını pek anlayamadık. Sosyal medyadan da tam takip etmedik, böyle olunca yaşananların boyutlarını fark etmek pek mümkün olmuyor.

Ama ne zaman ki biz de yaşadık, şimdi bu tür mağduriyetlere empati kurmak mümkün olur hale geldi. Hatta ben bunun idrakiyle “Alparslan Kuytul Hocaefendi serbest kaldığında bayram etmeyeceğiz” başlıklı bir yazı kaleme aldım. 

Bu sebeple ben bu mağdur kardeşlerimizin tepkilerini anlayabiliyorum. Her fırsatta kendilerini ifade etmeye, yaşadıkları acıları paylaşmaya çalışıyorlar…

Biz de son 4-5 yıldır kendi açımızdan çeşitli sıkıntılarla boğuşuyorduk. Bundan toplumdaki başka kesimlerin pek haberi yoktur muhtemelen… Belki sadece konferanslarımızın engellendiği duyulmuştur ama arka planda yaşadığımız ciddi sıkıntıları, çetin mücadeleyi farketmeleri elbette zor. Biz 4-5 yıldır İslami Davet ve Tebliğ mücadelesi veriyoruz. Yıpratıcı bir sinir savaşının içindeydik. Burada şimdi anlatamayacağım daha başka sıkıntılar, ardı arkası kesilmeyen iftiralar, toplumdan dışlanma çabaları, tuzaklar, hatta tehditler… Bunlardan da kimsenin hakkıyla haberi olduğunu sanmıyorum. Her zaman olduğu gibi ateş düştüğü yeri yakıyor. Buna rağmen Alparslan Kuytul Hocaefendi farkına vardığı konularda hangi kesim olursa olsun Kur’an ve Sünnete göre doğruya doğru, yanlışa yanlış demekten, zulüm olan konularda mazluma destek vermekten çekinmedi. Kimin hakkını savunsa zifiri bir cehaletle hemen şucu, bucu dediler. Bu manada bazen “fetöcü”, bazen “pkkcı” hatta Cumhurbaşkanı Rus uçağı için özür dilemeden önce “Rus uçağının düşürülmesi yanlıştı” dediğinde “rusçu” bile dediler. Yani istediler ki asla yanlışa yanlış, zulme zulüm demesin. O da vazgeçmedi söyleyeceği doğruları gür bir sesle söyledi. Şimdi ise doğruları konuşmanın, mazlumları savunmanın bedelini toplumdan tecrit edilip bir insan yüzüne hasret bırakılarak ödüyor!

Biz de herkes gibi 15 Temmuz gecesi 248 cana kıyanları elbette lanetliyoruz. Darbe gecesi daha hiç kimse açıklama yapmamışken darbeyi ilk kınayanlardan biri de Alparslan Kuytul Hocaefendidir. Darbeden birkaç gün sonra darbeyi kınamak için miting yapan da yine Hocaefendidir. Ama darbeyi gerçekte kim yaptı, askeri ayağı kim, siyasi ayağı kim, bu kanlı gecenin gerçek failleri kim! Bunlara karar vermek elbette ki bizim işimiz değil! Ne işin iç yüzünü biliriz ne de ortada adı geçen şahısları tanırız.

Ama şahıs şahıs olmasa da genel portrede suçluyu suçsuzu ayırt edebilmek elbette ki mümkün! Darbeci diye cezaevine alınan orada maddi ve manevi işkence gören sonrasında suçsuz olduğu tespit edilip salıverilenlerin hakkını elbette Rabbim Mahkeme-i Kübra’da soracak.  Ya da o gece darbeci damgası vurulup linç edilerek öldürülen er statüsünde ve hiçbir şeyden haberi olmayan gencecik askerlerin kanı Rabbim katına kaydedildi. Allah Azze ve Celle hassas terazisiyle haksız yere akıtılan her damla kanın hesabını soracak.

FETÖ meselesine gelince, şimdi olaya biraz objektif bakıp bu kelimenin Türkiye’de kanunen ifade ettiği anlama bakalım. Hakkında kanun çıkarılan ve yargı kararlarıyla somutlaşan konularda artık senin ne düşündüğünün benim ne düşündüğümün önemi kalmıyor. Kanun ve Yargıtay ona bir mana yüklüyor.

Kanunun ve Yargıtayın yüklediği manayı yeni bir mahkeme kararı dışında şu anda kimse değiştiremez.

Öncelikle bir örgütün terör örgütü olarak kabul edilmesi için bu konuda bir mahkeme kararının olması gerekir. Siyasilerin, MGK’nın, ya da medyanın bir yapıyı, terör örgütü olarak nitelendirmesi yeterli değildir. Yaptığım araştırmalarda Yargıtay kararlarına göre ”bir kişinin terör örgütü üyesi olarak kabul edilebilmesi için; bu kişinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, o terör örgütünün bir parçası olmayı kabul etmesi gerekmektedir. Örgüte üye olan kimse bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir.” Buna göre eğer bir kişide terör örgütü üyesi olma iradesi yoksa o kişi örgüt üyesi olarak nitelendirilemez. Buna göre 15 Temmuz darbe girişimini planlayan bu darbeye katılan ve darbenin yapılacağından haberi olup bu darbeyi destekleyen kişiler FETÖ üyesi olarak kabul edilmiştir. Ancak FETÖ soruşturmaları, darbeyi yapan kesimle sınırlı kalmamış zamanla Gülen camiasına uzaktan yakından bağlantılı olan herkese sirayet etmiş ve darbeyle alakası olmayan binlerce insanın terör örgütü üyesi olarak nitelendirilmesine sebep olmuştur.

15 Temmuz darbe girişiminin Fethullah Gülen ve camiası tarafından gerçekleştirildiğinin kabul edilmesi üzerine bu camia ile yakından uzaktan, eskiden sonradan irtibatı olan herkes bu kasırgadan nasibini almıştır. Hâlbuki bu camia vakti zamanında, gayet meşru bir zeminde ve bizzat devlet desteği ile ilerleyen bir yapı olduğu için, içine dâhil olmayan, uzaktan ya da yakından alakası olmayan insan sayısı azdır.

Şimdi hep beraber geçirdiğimiz yaklaşık iki yıllık sürece bir bakalım. Bu ülkede FETÖ kelimesi ne anlama geliyor!

Bu kelimeden senin ne anladığının benim ne anladığımın artık bir önemi kalmamış ve birçok mahkeme kararıyla FETÖ’nün terör örgütü olduğu kabul edilmiştir. Bu terör örgütünün kapsamına kimlerin gireceği de yine Yargıtay tarafından belirlenmiştir. Yargıtay bir kararında bu yapıyı yedi katmana ayırmış ve özellikle birinci ve ikinci katmanda yer alan bu yapıya iman ve gönül bağıyla bağlı olan, okul dershane, yurt, banka vb yerlerde görevli olan, bu yapının sohbetlerine katılan kişilerin FETÖ üyesi olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir. Ancak yürütülen soruşturmalara baktığımızda davaların büyük bir kesimini o camianın tabanında yer alan; dini duygularla o camianın içinde bulunmuş, okul, dershane, yurt vb kurumlarda çalışmış darbeyle alakaları olmayan Gülen camiasına sempati besleyen kişilerden oluştuğunu görüyoruz. Yelpazenin bu kadar geniş tutulması da asla iyi niyetle izah edilemez. Bu şekilde insanlar artık neredeyse namaz kılarken görünmekten bile korkar hale getirilmiştir ve bu durumun kimin işine yaradığı da bellidir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı FETÖ/PDY Çatı iddianamesinde FETÖ ile hizmet hareketi net bir şekilde ayrılmıştır. İlgili iddianamede cemaat mensubu ile terör örgütü üyesi ayrımı şu şekilde belirtilmiştir:
“ …cemaatin inançlı, temiz, bütün işlerini Allah rızası için yapan samimi mensupları, kasten bir suça karışmadıkları sürece ceza hukukunun alanı dışındadır. Sırf bu harekete mensup olmak, cezalandırma için yeterli değildir…”

Bu durumda kıymetli kardeşim ben de FETÖ değilim sen de FETÖ değilsin!

Dolayısıyla bu kelime artık bir kalıptır ve içine girdirilenler, mahkeme kararıyla direk terör suçlamalarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Ama yine takdir edersiniz ki 15 Temmuz sonrası aynı (darbeci) yafta(sı) ile derdest edilmek istenenlerden biri de biz yani Furkan vakfı gönüllüleridir. Ortada dolaşan laflar hala devam ediyor. Bu ülkede Müslümanları istemeyenler, yok bir gün önce Cumhurbaşkanına ‘kalemi kırılmıştır’ demiş yok o gece ‘darbeye hayırlı olsun’ demiş gibi çarpıtma bilgiler ve kırpılmış videoları kullanarak bizi de aynı kalıba girdirip bize de ‘darbe taraftarı’ damgasını vurup hepimizi birden yok etmeye çalıştılar.. Ama ne hizmet hareketi ile öncesinde bir iltisakımız ne de darbeyle bir ilişiğimiz olmadığı videolar ve delillerle ispatlı olunca bu planları bozuldu.

Dolayısıyla şunu çok iyi anlamamız lazım ki bu ülkede bir taraftan Müslümanların varlığına dayanamayan karanlık güçler diğer taraftan ise muhalif her sesi susturmak isteyenler 15 Temmuz darbe girişimini iyi değerlendirmeye çalıştı. Birçok Müslüman bu kavram altında cezalandırılırken toplumun geri kalan kesimi ise korkutulmak suretiyle Müslümanlardan uzaklaştırıldı.

Öğrenci kardeşimizin yaptığına gelince; bu tamamen kasıtsız olmak suretiyle, Türkiye’de mevcut olan (yukarda anlattığımız) algı üzerinden ve vurulan bu damgaya atıfta bulunarak biz fetö değiliz manasındadır.

Yani biz PKK değiliz, IŞİD de değiliz o vurulduğu takdirde hayatları karartan yafta olan FETÖ de değiliz. Sadece Müslümanız. (O öğrencinin “…sadece Müslümanız” diye yazması diğer kesimleri kâfir gördüğü manasına da gelmez.) Biz şucu bucu olarak değil sadece Müslüman olarak adlandırılmak istiyoruz manasındadır. Yukardaki açıklamalar doğrultusunda “biz de sizin gibi normal vatandaşız” diyenler de FETÖ değildir!

O halde o kanlı gecede darbeye kalkışan, bile isteye halkımıza ateş edip 248 cana kıyan, en baştan beri bu hain planın içinde olan ve bu hain darbeyi bilerek ve isteyerek destekleyenler (ki onlar kimlerse yakında daha net ortaya çıkacaktır) işte bunlar dışında kimse FETÖ değildir! Artık FETÖ dendiği zaman yazdığımız bu vasıflara sahip olanlar üzerine alınsın sadece! Bunu ben değil bu konudaki mahkeme kararı söylemektedir.

Hizmet hareketinin içinde samimi duygularla bulunmuş vatanına milletine hizmet şuuruyla çalışmış olanlar bu kavramı üzerlerine alınmasınlar. Onlar fetö diye itham edildikleri ve bunun üzerinden zulme uğradıkları için yaralılar ama 15 Temmuz sonrası zihinlere kazınan ve çok hayatların üzerine kâbus gibi çöken böyle bir kavram var ve bu gerçeği de görmezden gelemeyiz. Bu damga ile nice hayatlar karardı. Canlar gitti, birbirine iftira atanlar, ispiyonlayanlar hatta çekip vuranlar… Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin de dediği gibi öyle bir bahane buldular ki bununla istemedikleri her sesi susturuyorlar. O halde hakikatte terörle alakası olmayanlar bunu üzerlerine almasınlar. Bundan kasıt bu camianın isminin fetö olması değildir artık ve tekrar söylüyorum o gece, o kanlı olayda payı olan, o kanlı darbe girişiminin gizli veya açık planlayıcılarını ve buna bilerek isteyerek destek olanları, kapsamaktadır bu kelime…

Ben darbenin ertesi günü attığım tweette “Allah samimi olan bütün Müslümanları kurtarsın” dediğim için bir çok haber sitesi iftira ile manşet attı: “Alparslan Kuytul ve karısı darbeye destek verdi” diye.. o Tweeti atarken böyle diyecekleri aklıma gelmedi değil ama bu arada darbeyle ilgisi olmayan birçok Müslümanın canının yanacağını düşünmek bana o duayı yaptırdı bu sebeple bunu yazmaktan çekinmedim. Hâlbuki o esnada durum henüz bu kadar belirgin değildi ve hatta ‘mağdurlar var’ demek bile suç sayılıyordu. Sonraları Cumhurbaşkanı bile yürütülen soruşturmalar neticesinde mağduriyetlerin oluştuğunu ifade etti. Telefonunda bylock olduğu iddiasıyla mesleğinden atılanlardan 11.000 kişinin bylock kullanıcısı olmadığı tespit edildi ve bunların bir kısmı görevlerine iade edildi. İçinde muvazzaf askerlerinde olduğu binlercesi görevine iade edildi. Ha bu durum kaybedilenleri geri getirdi mi hayır elbette! Gerek cezaevinde gerek dışarda bu zulümden nasibini alanların bir anının bile telafisi mümkün değildir. Bu konuda payı olanlar yeri geldiğinde bir özürle kurtulamazlar. Tazminat bile ödeseler kayıplar geri gelmez. En başta adalet sarsılmayacaktı! Adaleti sarsanlar bundan sorumludur. Bu dünyada ne olur bilemem ama ahirette Allah Azze ve Celle hesabını elbette soracaktır ve Allah hesabı çetin olandır.

Birbirimizi eleştirdiğimiz noktalar olabilir ama şimdi yapmamız gereken Kur’an ve Sünnete bağlı kalmak suretiyle kardeşliğimizi muhafaza etmek ve kurulan tuzaklara inat tüm Müslümanlar olarak dinimize ve birbirimize daha çok bağlanmaktır.

Allah’a emanet olun.








17 Mart 2018 Cumartesi

Ak Parti'yi Bırakan Bırakana




Başlık çarpıcı değil mi? Evet ama hakikatler de öyle… Hatta daha da çarpıcı...

Hakikatlere gözü kapatmak gerçeği değiştirmiyor…

“Herkes hala bizi destekliyordur herhalde, iyi olur inşallah” gibi inşaallahlarla, maşallahlarla yola çıkılmayacağını en iyi siyasetçiler bilir…

Ben bugün burada gördüklerimi, duyduklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hatta gördüklerin duydukların doğru diyenler isterlerse altına yorum girsinler.. Çünkü ben sizlerin yalancısıyım..

Açıkçası gördüklerimden dolayı ben de şaşkınım!

Açıklamaya şuradan başlayayım;

Biz şimdiye kadar Ak Partiye düşmanlık etmedik

Şimdi de düşmanlık etmiyoruz…

Hocaefendinin yaptığı, her âlimin görevi olan uyarmak ve onları yanlışlardan, tehlikelerden uzaklaştırmaya çalışmaktı. Biz “sözü acı olan dost”tuk… bilselerdi…

Biz şimdiye kadar Ak Partiye düşmanlık etmedik. Alparslan Kuytul Hocaefendi bunu bizzat dile getirdi. Ama gördüğü sıkıntıları da söyledi elbette. Hatta eleştirilerini dile getirirken bile “beni dinlerlerse onların hayrına olur, bu yapılanlar Ak Partiye zarar veriyor” diye eklemiştir defalarca.

Bu ülke de ilk defa “Ak Parti’ye bindiği dalı kestiriyorlar, dikkat etsinler” diyen Hocaefendi’dir.

“Bu troller Ak partiye zarar veriyor, bunlara terbiye versinler” diyen yine odur.

Hatta o aleyhlerine zannettikleri “kalemi kırılmıştır” meselesi onun en dostane uyarılarından birisidir. “Dikkat edin kaleminizi kırmış gibi davranıyorlar. Amerika aleni aşağılıyor. Uganda bile Cumhurbaşkanımızı dolayısıyla onun temsil ettiği ülkemizi, milletimizi aşağılıyor, Muhammed Ali’nin cenazesinde dışlanıyoruz. Bunlar Amerika’nın bizi gözden çıkardığını gösteriyor” demek istemişti ki zaten onun bu açıklamalarından çok geçmedi Amerika ile aleni atışmalar başladı. Bazı çevreler videoyu kırparak bu meseleyi çarpıtıp sanki kalemi kıran Hocaefendiymiş (!) gibi göstermek istediler. Hatta Hocaefendi buna karşılık verdiği cevapta “ben mi Cumhurbaşkanının kalemini kıracam, benim ne buna gücüm var ne de böyle bir art niyetim” dedi. Zaten videonun tamamı izlendiğinde niyeti gün gibi açıktır. O konuşma, Amerika ile aramızın açıldığının siyasi bir analizinden ibaretti. Hatta aynı videonun sonunda “beni dinlerlerse onların hayrınadır” cümlesi var.

Hocaefendi, dört sene önce bize konferans için salonlar verilmezken de bu konulara değindi. “Birileri Hükümet yetkililerine bizim hakkımızda yanlış bilgi vererek düşmanlarını arttırmaya çalışıyor” dedi. Hatta ilk zamanlarda “ben, bize yapılan bu engellemelerden Tayyip Erdoğan’ın haberinin olduğunu sanmıyorum” demişti. “Bu durum kendilerine zarar veriyor, etrafında samimi birileri varsa haber versinler” demişti.

El hasıl biz iyi niyetimizi uzunca bir süre bozmadık.

Hatta hala bile Cumhurbaşkanı ve bazı yetkililer bizi yanlış tanıyor olabilirler diye düşünüyoruz.

Onlara kırpılarak manası değiştirilmiş videolardan bahsediliyor olabilir. Bize gerçekleştirilen bu operasyonda ve Hocaefendi’nin şu anda tutuklu bulunmasında da böyle bir yanlış tanıma üzerinden yüründüğü yakında ortaya çıkacak diye düşünüyorum.

Çünkü ne Alparslan Kuytul Hocaefendi ne de cemaati Müslümana düşmanlık edecek değil…

Gelelim asıl meseleye; AK partiden ayrılan ayrılana…

Evet, çok bariz olarak böyle bir görüntü var.

Aslında yeni değil bu kırılma çok önce başladı. Çözüm süreci bitirildikten sonra soğuma görüldüyse de 15 Temmuz sonrası kafalar iyice karıştı. Terörle alakası olmayanların (sonradan mahkeme kararı ile aklananlardan ya da hala mahkemesi olmayıp 20 aydır cezaevinde bekleyenlerden bahsediyorum) kendileri, yakınları ve sevenlerinde de ciddi bir çözülme oldu ki bunların çoğu AK Partiliydi. Bu sebeple “artık asla AK Partiye oy vermem” diyen o kadar çok kişi duydum ki… Çok yaygın bir operasyon olunca çok kişi etkilendi tabi.

28 Şubat'tan içerde olanların durumu daha da beter. 20 aydır bekleyip “suçsuzmuşsun” denilmesinden daha beteri 20 yıldır suçsuz yere içerde yatanlar ve onların yakınları, tanıdıkları!

Bunlar artık 28 Şubat darbecilerine değil Ak parti Hükümetine kızıyor. Çünkü 15 yıldır yönetim bunlarda!

Sabır sabır da o da bir yere kadar! 20 yıl! Az değil, dile kolay!

Özellikle şu iki yıldır sağcısından solcusundan konuşanın içeri alınması ve hükumette görülen bu tahammülsüzlük zaten toplumu çok geriyordu. 

Sonra Laik, Demokratik söylemler ister istemez müslüman bir kesimi soğuttu. Hele Anıtkabir’e yapılan çıkartmanın bu kesim için izahı çok zordu. Bu da ciddi bir kırılma sebebi oldu.

İşsizlik, ekonomik sorunlar, artan pahalılık ve %’yüzlerce artan suç oranları… Bunlara hiç girmiyorum…

Bütün bunların üzerine bir de bizim şu bizim meselemiz gelince bazılarında ipler iyice koptu.

Bardağı taşıran son damlalardan biri de Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin tutuklanması oldu.

Açıkçası Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin tutuklanmasının toplumda bu kadar büyük yankı uyandıracağını beklemiyordum.

Şaşkınım… İnsanlar onun; dinine menfaat karıştırmadan hizmet etmesini, dik duruşunu, hakkı korkusuzca söylemesini sevmişler meğer!

Bu süreçte o kadar çok kişiden şunu duydum ki; “hadi o PKK’cıydı, bu darbeciydi, peki Alparslan Hoca ne diye alındı.” Doğruları söylediğini, kimseden hiçbir menfaat beklemediğini, samimiyetini herkes biliyordu. Bu memlekette fikir özgürlüğü bu kadar mı yok oldu? Akıllarda dolaşan soru bu!

Kimi görsem bana şunu söylüyor. “Eşim Ak Partili idi, artık asla ona oy vermem” diyor, “akrabalarım teşkilattaydı daha da yeter, gitmem” diyor. 

“Alparslan Hoca doğruları konuşuyordu, bu adama da bunu yaptılar ya artık benim için Ak parti bitti” diyenler! Vallahi kiminle konuşsam buna benzer hatta maksadını aşan sözler duyuyorum. Bunlar bizim camia değil? Bize düne kadar şiddetle karşı çıkanlardan, "neden hükumeti eleştiriyorsunuz" diyenlerden bahsediyorum.

Biz 4 yıldır Ak parti Hükümeti tarafından engelleniyoruz. Bu duruma tepkimizi de dile getiriyoruz, ben şimdiye kadar böylesini hiç görmedim. O zamanlar Akpartililer bize kızıyor, sert tepkiler veriyordu. Şimdi tam tersi oldu! Kimsenin bize karşı sesi çıkmıyor. Mahcuplar hatta…

Şimdiye kadar ki engellenme sürecinde “Alparslan hoca da öyle konuşmasın canım” diyenler, şimdi “Konuştu diye adam içeri atılır mı” diyor! “Bu kadar da olmaz ki!”

Şu bir buçuk aylık süreçte çeşitli vesileler ile binlerce kişi ile görüştüm. Gözaltı sürecinde Emniyetin önünde on gün boyunca beklerken yurt içinden, yurt dışından desteğe gelenler oldu. Kimileri ‘geçmiş olsun’a geldi anlattı kimi karşılaştık anlattı ama herkes aynı şeyi söylüyor. Emniyetin önünde beklerken yoldan geçenler bile “inanamıyorum nasıl böyle bir şey olur? Alparslan Hocaya da mı bunu yaptılar!” diyorlardı. Yine bu süreçte çeşitli vesilelerle Ankara, İstanbul da dahil kaç şehre ziyarete gittik aynı durum sadece Adana'da değil her yerde var... Hala Ak partili kalanlar bile bu yapılanları savunamaz halde şu anda.

Sosyal medya mesajları da bu dediklerimi destekliyor.

Ben de gördüğümü, duyduğumu söylüyorum.

Hocaefendi’nin konuşmalarının “dost acı söylermiş” kapsamında olduğunun millet farkındaymış meğer! Bir tek Ak Parti camiası bunu göremedi!

Sonra yine kırpılmış videolarla Nurettin Yıldız’a yapılan linç kampanyasının aslında Hocaları ve İslam’ın hükümlerinin itibarsızlaştırılması olduğunun da farkında olan çok kişi var. Mesele çarpıtıldıkça çarpıtıldı. Belki kişisel bir yanlış yaklaşım vardı ama İş geldi Hocalara Dine dayandı. 

Bu linç kampanyasına katılan Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Diyanet İşleri, hepsi bu durumdan yara aldı. Müslüman kesim bu durumdan da rahatsız oldu. “Bunlar Müslümana zarar veriyor” diyenlerin sayısı arttıkça artıyor.


Hocalar linç ediliyor, tutuklanıyor, İslam'a hizmet eden vakıflar, dernekler kapatılıyor. Bunlar kime zarar!

Hele birde yapılan son hata! "İslam'ın hükümlerinin güncellenmesi" meselesi. Bardağı taşıran büyük bir damla da o oldu. Kafalar oldukça karışık, böyle nereye gidilir kimse kestiremiyor.

Bizde lafı dolandırma, eğip bükme yok.. Gördüğümü net bir şekilde söylüyorum.

Benim çok ciddi manada gördüğüm şu; Ak Parti’den ayrılan ayrılana… Bu oylar nereye gider bilmiyorum ama büyük bir kesim gerçekten çok ümitsiz!

Ama bu durumu düzeltmek için belki hala çok geç değildir… Bilemiyorum… 

Semra Kuytul

16.03.2018