terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2018 Çarşamba

Alparslan Kuytul Hocaefendi Hakkında Son Durum | Tweetler




-21.03.2018 tarihinde attığım tweetler-

Tüm kardeşlerime hayırlı sabahlar..

Dün muhterem Hocamızla görüştük, sağlık durumu iyi. O zaten sağlığına dikkat eden birisidir. Orada da aynı şekilde kendine dikkat ediyor... Yine Kur'an-ı Kerim ve kitap okumaya devam ediyor hatta ufaktan ufaktan yazmaya da başlamış...

Ufaktan ufaktan diyorum çünkü şu güne kadar, bize mektup ve nasihatler yazmasını istediğimizde 'şimdi sadece okumak istiyorum' diyordu. Dün itibariyle bir mektup yazacağını söyledi..

Ayrıca bazı şikâyetleri vardı onlar hala devam ediyor. Mesela hala ona Tv verilmedi. Bir ay önce teslim ettiğim kitaplar hala verilmedi. Elindeki iki kitabı tekrarlı okuyor..

Tv konusunda ise Cezaevinde tam bir muhatap bulamıyoruz. Parası en baştan ödenip, kendisi de talep eden dilekçeyi verdiği halde bir buçuk aydan beri verilmedi. Orada görevlilerden soruyoruz. Dosya da FETÖ kelimesi geçtiği için FETÖ kapsamında olanlara verilmediğini söylüyorlar. Fakat biz onlara da verilmiş olduğunu duyduk..

Hiçbir terör örgütü ile alakamız olmadığı halde terör suçlularına bile verilen bir hakkın bize verilmemesi doğal olarak Hocaefendi'nin zoruna gidiyor. Bu durum ile Bakanlık ilgileniyorsa ki öyle söyleniyor, bunun sebebini bize açıklamalılar...

Ne yapmamız gerekiyorsa tabi ki yapacağız.. Ama şimdilik sadece haberiniz olsun diye bildirdim biraz daha bekleyelim hala böyle devam ederse gereken neyse yaparız. Meşru yollarla hakkımızı ararız inşaAllah..

Şimdiye kadar size söylemedim ama mesele TV değil, her gittiğimde Hocamız, 'terörist dediklerine, katillere verdiği hakkı bana vermiyorlar' diyerek bu durumun zoruna gittiğini söylüyordu... ama 'bekleyelim' diyordu. Ama artık bir buçuk ay oldu ben de sizlere bildirmek istedim.

Bunların dışında genel olarak bir sıkıntısı yok.. Hatta 'ben, bana hapislikten daha ağır gelen günler geçirdim' dedi. Sanırım Abdurrahim Karakoç’un şu mısrası onun ne kastettiğini ifade ediyor.

"Onulmaz dostların açtığı yara,
Düşmanın kurşunu öldürmez bizi!"

Buna ben de birçok kardeşim de şahittir. Moral bozukluğundan (derslerin dışında normal hayatta) ağzından tek bir kelime çıkmadığı günleri biliyoruz. Şimdi öyle değil kalbi, kafası rahat, konuşurken ara ara gülümsüyor. 

Çünkü Hakkı söylemenin bedelini ödemek vicdana ağır bir durum değil!

21.03.2018
Semra Kuytul


26 Şubat 2018 Pazartesi

Ahval News'e Verdiğim Ropörtaj

Alparslan Kuytul Hocaefendi'nin mahkemesinin olduğu gün, Ahval News'e verdiğim ropörtaj:

Geçen günlerde Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’na yönelik düzenlenen operasyonda vakfın kurucusu Alparslan Kuytul’la birlikte 21 kişi gözaltına alınmıştı. Vakfın kurucu başkanı Alparslan Kuytul'un da aralarında bulunduğu 5 kişi tutuklandı.
Zaman zaman hükümete yönelik yaptığı sert eleştirileri ile de gündeme gelen Kuytul, son yaptığı konuşmaların birinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) adının Zulümle Kalkınma Partisi (ZKP) olarak değiştirilmesi gerektiğini söylemişti.
Tutuklanan Alparslan Kuytul’un eşi Semra Kuytul, yaşadıkları süreci Ahval’e anlattı.
“İslami kesimden ve cemaatlerden görmediğimiz desteği sol ve diğer kesimlerden gördük” diyen Kuytul, bu operasyonların arkasında hükümetle birlikte farklı bir iradenin de olabileceğini belirterek “Derin dinsiz bir komiteden bahsetmişti Hocaefendi. Birileri tenkit konusunu bahane ederek hükümeti üzerimize salıyor olabilir” ifadelerini kullandı.
Söz Semra Kuytul'da...
Öncelikle Alparslan Kuytul ve beraberindekilere neden operasyon yapıldı? Sizce bu operasyonun nedeni ne?
Ben öncelikle hassasiyetinizden dolayı teşekkür ediyorum. Çünkü insanlar şu anda bu sorgulamayı bile yapmıyor. Bir geçmiş olsun bile diyenlerin olmadığı bir dönemdeyiz maalesef.
Hocaefendi’nin de görüşü, bizim de görüşümüz şu; birkaç yönü var. Bir yönüyle hükümeti tenkit meselesi. Bir takım tenkit ve eleştiriler onları yaralıyor olabilir. İslami bir kimlikle görünmeye çalıştıkları için bir hoca tarafından eleştirilmek onları daha derinden yaralıyor olabilir. Yani bir solcunun eleştirisi bu halkta çok tutmaz ama kendi camiasından birisinin tenkiti daha da yaralayıcı olabilir.
Tenkitten rahatsız oluyorlar, yaralanmak istemiyorlar, muhtemelen oy kaybetmek istemiyorlar.
Ama doğruların da konuşulması gerektiğini düşünüyoruz. Hocaefendi’nin bu konuda hiçbir zaman geri adımı olmaz.
Bu operasyonun bir diğer sebebi de Hocaefendi’nin Tevhid meselesini, yani Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı konusunu gündeme getiriyor olması, bunu çok açık net bir dille sürekli anlatıyor olması şu anda sistem içerisinde olup da bundan rahatsız olan birtakım kesimleri ciddi manada rahatsız ediyor.

Alparslan Kuytul’un Doğu Perinçek’e atfen bazı açıklamaları olmuştu daha önce. Siz de onu mu kastediyorsunuz? Tam olarak hangi kesimler?
Allah’ı, Müslümanları sevmeyen kesimler. ‘Derin bir dinsiz komite’den bahsetmişti Hocaefendi daha öncesinde. Bizim bu yönümüzden, Tevhid’i anlatıyor olmamızdan rahatsız olan bir kesim olduğu da gerçek. Dolayısıyla hükümet şu anda tenkitlerimizden hoşlanmadığı için mi üzerimize geliyor yoksa bizim ona yaptığımız tenkitleri bahane ederek birileri onu bizim üzerimize mi salıyor?
Biliyorsunuz Hocaefendi’nin bazı videoları kırpılıyor ve halka o şekilde servis yapılıyor. Belki aynı kırpılmış videolar, bazı üst düzey hükümet yetkililerine de servis yapılıyor ve onlar da bizi oradan tanıyorlar. Yani yanlış lanse ettirme söz konusu olabilir. Aslında belki de Tevhid’in anlatılmasından, anlaşılmasından rahatsız olanlar hükümeti tenkit olan kısmını kullanmak suretiyle onu bizim üzerimize sürüyor olabilirler.
Yani ‘birileri hükümeti bir araç olarak kullanıyor olabilir’ diyorsunuz…
Olabilir. Bu da ihtimal dahilinde. Ama bu hükümeti masum kılar mı? Onun da araştırılması lazım. Sonuçta da hükümet. Bu devlet onlara teslim olmuş. Bu kadar büyük bir operasyona bilir bilmez üç beş kırpılmış video üzerinden gidecek değildir herhalde. Büyük çaplı bir operasyon gerçekleşti çünkü.
Destek geliyor mu size diğer cemaatlerden?
Şu sürecimizde kayda değer bir destek gördüğümüzü hatırlamıyorum. Tek tük internet üzerinden yazıp çizenler var geçmiş olsun diye ama böyle bir kurum kuruluş adı altında şu anda hatırlamıyorum. Bizim Adana’dan bir iki STK’dan gelenler oldu ziyaretimize. Eskiden tanışıklığımız olan kişiler. Onun dışında böyle Türkiye çapında bir destek görmedik. Bir korku havası hâkim olabilir.
Bir de bizi terör örgütü ilan edildi edilecek gibi lanse ettiler topluma. Biliyorsunuz vakfın basılma şekli çok farklı. Evlerimize geliş tarzları çok farklı.
Özel Harekat falan devreye girince muhtemelen insanlar ‘Bunlar da yarın terör örgütü ilan edilecekler, hiç bu işe bulaşmayalım’ gibi bir düşünceye girmiş olabilirler.
Doğru değil ama maalesef böyle. Başka kesimlerden daha çok destek gördük. İslami camiadan görmediğimiz desteği, solculardan ve bizim görüşümüzü kabul etmeyen diğer kesimlerden gördük.  İslami camiadan bir destek gördüğümüzü hatırlamıyorum.
Sebebi ne bunun sizce? İslami kesimin ve cemaatlerin sessizliğini neye bağlıyorsunuz?
Bilemiyorum. Bunun izahını kendileri yapsınlar. Neden susuyorsunuz diye onlara sormak lazım. Ciddi manada bir tarafgirlik mi olmuş, korku mu peydahlanmış, hak adalet izan denge mi karışmış, doğruyu yanlıştan ayırt edemez hale mi gelmişler, menfaatperestlik mi çökmüş bilemiyorum. Bin tane sebep sayılabilir. Bunu kendilerine sormak lazım.
Eşiniz başına böyle bir şey geleceğini tahmin ediyor muydu, bekliyor muydu?
Yıllardır göz önünde bulundurduğu bir ihtimal bu. O, hakkı söylediği için sürekli üzerine geliyorlardı, sürekli tehdit alıyordu. Eski konuşmalarında da, 15 Temmuz öncesinde de Gülen Camiası tarafından bir takım tehditler aldığı olmuştu. Dinler arası diyaloğu eleştirdiği zamanlarda da tehditler aldığı olmuştu.
O, yanlışları sürekli söylediği için, yanlışa yanlış dediği için sürekli böyle duyumlarımız oluyordu. 15 Temmuz sonrasında sizler de duymuşsunuzdur, hani ‘sıra Furkan Vakfı’nda, bundan sonra onlar bitirilecekler. Her an basılabilirler’ gibi bir duyum vardı. Bu, onun ihtimal dışında tuttuğu bir şey değildi. Fakat buna rağmen o, hakkı söylemenin vazifesi olduğunu bildiği için devam etti.
Siz bir tweette şöyle diyorsunuz; “Kulağımıza bazı haberler geliyor. ‘Hükümeti eleştirmenin dozunu azaltırsanız belki bu iş çözülür.’ diye. Biz hükümeti eleştirmiyoruz, yaptığı zulmü anlatıyoruz.” Bu haberler nereden geliyor? Nasıl haberler tam olarak?
Bizi tanıyan birilerine, onları tanıyan birileri “Ankara’da bizim tanıdıklarımız var. Sizin bu işinizi çözmek için yardımcı olmak isteriz ama sizin de biraz bu söylemlerinizi yumuşatmanız lazım” gibi konuşmalar yapılıyor. Israrla bu haberi ulaştırmaya çalışıyorlar. Biz mesajı alıyoruz.
“Sesinizi keserseniz üstünüze daha fazla gelmeyiz” şeklinde yani?
Ben o tweette de ifade ettim, bir zulüm var ortada biz onu anlatıyoruz. Onu da mı konuşmayalım? Başımızda böyle büyük bir hadise var, evlerimiz basılmış, vakıflarımız derneklerimiz kapatılmış, mallarımıza el konulmuş. Böyle bir durumda da mı konuşmayacağız yani? Başımıza gelen zulme zulüm demeyecek miyiz?
Peki bu operasyonlar, dedikleri gibi ‘söylemlerinizi yumuşatmanıza’ neden olacak mı? Yani Alparslan Kuytul gözaltına alınmadan önce söylediklerini serbest kalırsa yine söylemeye devam edecek mi?
Ben Hocaefendi’yi çok iyi tanıyorum. Onu siz de üç beş defa görmüş olsaydınız benim bu görüşlerime katılırdınız. O, bildiğinden vazgeçecek bir insan değil. ‘Ya beni öldürürsünüz ya da zulmü bitirirsiniz’ sözleri asla blöf değil. Hocaefendi ancak ölerek susar. Çıktığı zaman kaldığı yerden devam edecektir. Muhtemelen daha da şiddetli bir şekilde devam edecektir. Bilemiyorum ondan sonra iş nereye gidecek.
Cemaat’te de böyle bir tedirginlik görmedim ben. Bir güven söz konusu. Biz Hocaefendi’nin attığı adımlara güveniyoruz. Çabasının hak ve adalet adına, Allah rızası için olduğunu biliyoruz. Ne derse sonuna kadar arkasındayız. Onun gittiği yere biz de gideriz diye bir düşünce var çünkü cemaat gerçekten onun samimiyetine inanıyor.
Şu an ben arkadaşlarımızı bastırmaya çalışıyorum. Evlerine göndermeye çalışıyoruz gitmiyorlar. ‘Neden hocamız böyle konuşuyor, keşke biraz daha dozunu azaltsaydı’ gibi en ufak bir şey duymadım kimseden. O, doğruları söyledi ve doğruları söylediği için başına bu geldi.
Nasıl bir karar bekliyorsunuz mahkemeden?
Medyada yanlış haberler var, sanki günlerdir sorgudaymış gibi. Hayır 8 gün boyunca Emniyet’te hiçbir şekilde muhatap almadan beklettiler. 9. günde çok hızlı bir şekilde ifadelerini aldılar.
Avukatımız dosyayı görmüş, tecrübeli bir insan, yıllarca ceza hâkimliği yapmış biri, “Ben dosyaya baktım ve içerisinde suç unsuru teşkil edebilecek en ufak bir şey yok. Buna bakan hâkimin hemen şimdi tahliye* vermesi lazım. Durum tamamen net. Sadece tenkit var dosyada.” dedi.
Hükümeti tenkit konusu var. O konuda da mesela Afrin meselesi ise şu anda zaten medya da muhalefet de Afrin konusunda Hocaefendi’nin dediklerini söylemeye başladı. O ilk gün söyledi, bunlar bir hafta on gün sonra söylemeye başladılar. Yandaş medya bile bu konuda Hocaefendi’nin söylediği yere gelmeye başladı. Hatta, Hocaefendi ‘Afrin meselesi bir tuzak olabilir’ demeden birkaç gün evvel ona çok alçakça saldıran Akit TV bile ‘Bu bir tuzak mı’ diye haber yapmıştı.
Onlar bile bunu söylüyorlardı ama Hocaefendi’yi sanki şu anda toplumun milliyetçilik duygularından istifade ederek, bu arada tutuklamak istiyorlarsa bununla kamufle etmek istediler gibi de geliyor bana. Bu davadan biz tahliye bekliyoruz. Aksi halde ben siyasi otoritenin verdiği bir karar olacağını düşünüyorum.
*Söyleşinin yapıldığı saatlerde Alparslan Kuytul'un tutuklanmasına ilişkin henüz bir karar açıklanmamıştı.
Birkaç gün önce geçirdiğiniz trafik kazasını da sormak istiyorum. Bununla ilgili açıklamalarınız oldu, kazanın ‘şüpheli’ bir kaza olduğunu söylediniz. Paylaşabileceğiniz yeni detaylar var mı? Neden şüpheli olduğunu düşünüyorsunuz?
O konuda paylaşacağım detaylar var ama şu içinde bulunduğumuz süreci biraz atlatmak istiyorum. Hocaefendi’nin davasının sonuçlanmasını, gündemimize gölge düşürecek bir durum ortaya çıkmamasını istediğim için biraz beklemeye aldım o meseleyi. Kaza esnasında arabadan indikten sonra şunu fark ettim, oraya gelen 10-15 kişi normalde vatandaşın gelmesi arabalara bakması, bir şeyiniz var mı demesi, ambulans çağıralım mı gibi doğal tavrın ötesinde sanki Olay Yeri İnceleme gelmiş, uzman hassasiyetiyle dolaşıyordu ortada. Bunu çok net hissettim. Çok bilinçli bir şekilde gelmiş.
Mesela sormuyor şoföre ‘içeride başka kimse var mı’, arabaya gidip bakmıyor bile, şoför aracına dönüp bakmıyor bile, diğer araca bakıyor iner inmez. Geliyorlar bizim aracımıza bakıyorlar. O esnada o kişilerin etrafta olmaları bile gece 12:45 civarındaydı bana çok garip geldi.



Yani bunun bir suikast girişimi ya da bir gözdağı olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Evet o şekilde değerlendirdim. Savcılığa yazmış olduğum dilekçeyi de yayınladım Twitter’da. Orada da bazı şeyler var. Mesela bir polis aracının geçip hiçbir şekilde kazaya bakmaması, kazadan 5 dakika sonra oradan geçmesi ve durmadan devam etmesi. Gece gezen bir devriye ekibiyse o, kaza gördüğünde durmaz mı? Durmadı. Yanımızda ayrıca çok yüksek sesle çalışan bir çöp arabası, sol tarafımızda da başka bir çöp arabası.
Kamera görüntülerini görmüşsünüzdür kazaya sebebiyet veren çöp arabası geçiyor gidiyor, diğeri yanımızda çok yüksek bir sesle çalışıyor. Yani dedim neyi kamufle etmeye çalışıyor acaba. Sonrasında düşünüyorum tabi ben bunları. Onun dışında görüntüler de var elimizde. Ben bunun böyle bir girişim olduğunu düşünüyorum.
Ortalığı karıştırmak isteyenler bu vesileyle karıştırmak istemiş olabilir. Cemaatimiz için de çok büyük bir yıkım olacaktı. Sadece Hocaefendi için değil, tüm arkadaşlarımız için şu moral bozukluğunun üzerine böyle bir şey olsaydı, Allah korumasaydı çok ciddi bir olay ortaya çıkacaktı. Ben her gün o yoldan Doblo ile geçiyorum. Aynı akrabamın iki arabası var biri Doblo bir Passat marka arabalar.
Genelde bayanlar olarak biz diğerini kullanıyoruz. Eğer o gün diğer araçla gitmiş olsaydık, araç çöp arabası ile arada preslenmiş olurdu. Bu aracımız sağlam bir araç olduğu halde şuan iç düzeneği kullanılamaz halde, tamamen sıkışmış. Normal gelmiyor bunlar bana.
Size çarpan aracın şoförüyle de İhlas Haber Ajansı bir görüşme yapmış. Kendisi de sizin suçlamalarınız nedeniyle dava açacağını söylüyor.
Keşke kendisini bu kadar deşifre etmeseydi. Benim hedefimde o yoktu. Ben ondan hiç bahsetmedim, onun arkasındaki kişilerden bahsettim aslında.
Son olarak ‘evlerin mühürlenmesi’ konusu nedir? Böyle bir uygulama devam ediyor mu?
Bir ev öyle oldu. Gidip geldiğimiz bir arkadaşımızın kendi evi. Sabah saatlerinde oluyor olay. Çamaşır makinesinde çamaşır olduğunu söylüyor arkadaşımız. Çamaşır bitmeden dışarı çıkamam diyor. Çok acele ettiriyorlar küstah tavırlarla. ‘Ne kadar çok eşya alırsan o kadar kar, çünkü aylarca evini göremeyeceksin, bu sadece sana yapılmayacak tüm evlere yapılacak’ falan gibi tahrik ederek sanki bizlere birtakım mesajlar iletmeye çalıştılar. Ben bunun bir Valilik ya da herhangi bir merciden alınmış bir karar olduğuna inanmıyorum.
Bunu ben tamamen bize karşı bir tahrik olarak kabul ediyorum. Çünkü ister istemez onu duyan arkadaşlarımızda bir galeyana gelme durumu söz konusu oldu. ‘Nasıl olur, evlerimizden de mi bizi atacaklar, kapımızı da mı mühürleyecekler’ gibi. Ki gerçekten kapısına da mühür bastılar, trajikomik bir durum yani. Bildiğiniz bir mühür bastılar bir eve.
Ben bunun kayıtlarda geçen bir karar olduğunu zannetmiyorum. Bu keyfi bir uygulama, tahrik amaçlı ve geçici bir uygulama. Bize bir mesaj gönderiyorlar. Bu neyi gösteriyor, Hocaefendi’yi suçlamak için herhangi bir suç unsuru bulamadıklarını, bunu bulabilmek için bir ümit acaba cemaat dışarıda Hocaefendi başında değilken böyle tahriklere gelir de orayı burayı kırar döker, suç örgütüne dönüşür mü...
Yani bir suç bulmaya çalışma olarak değerlendirdim ben bunu. Biz bir açıklama yapmıştık bunun akabinde, acaba ‘hücre evi’ vs diye göstererek böyle bir mühür kararı çıkarıp evleri mühürleyebilirler mi diye, o zaman ben dedim, gelin, Allah vere benim evime gelin, inşallah gelirsiniz dedim.
Ben çıkmayacak mıyım, direnecek miyim? Hayır asla direnmeyeceğim, benim 88 yaşında kayınvalidem var, 5 tane çocuğum var, bavullarımla, kayınvalidemle yaşadığım o evden çıkacağım sizi de bütün dünyaya rezil edeceğim. Bu yaptığınız zulmü alnınızdan nasıl temizlersiniz siz düşünün. Ben 1 ay dışarıda yatmışım yatmamışım mesele değil. Sen bu zulümden nasıl kendini kurtaracaksın onu düşün.
Biz tahrik olup provoke olmadığımız için mi bilmiyorum devamı gelmedi. Ertesi gün olacağı söylenen şeyler olmadı. O mühür vurulan ev de akşamında açıldı. Diyelim ki evimizi kaybedelim, ne olacak? Sen adaletini kaybediyorsun, zulmüne zulüm ekliyorsun, senin kaybının yanında benim kaybım sıfır. Tarihe bu böyle geçecekti.
Son olarak eklemek istediğiniz...
Zor bir süreçten geçiyoruz. İnşaallah atlatacağız. Biz Hocaefendi’nin arkasında durmaya devam edeceğiz. Bizi gözlemleyenler şöyle bir şey beklemesin; ‘Furkan Vakfı bitti. Zaten sizin de geleceğiniz yer buraya kadardı. Zaten görünüyordu. Siz eleştiriyorsunuz ama biz de zaten başımıza bu gelmesin diye eleştirmiyorduk.’
Böyle kendilerine haklılık payı çıkartabilirler ama hakkı söylemeden, hakkı yaşamadan yaşamaktansa hakkı söyleyerek, hakkı yaşayarak ölmek daha şereflidir. Bunun sonunda ölüm olacağından değil. Ama bu yola devam ettiğimiz takdirde Allah’ın bize yardım edeceğine inanıyoruz. Bu dava Allah’ın davası.

23 Şubat 2018 Cuma

Furkan Vakfı Suç Örgütü mü? Ya da Olabilir mi? Alparslan Kuytul Teröre Destek verdi mi?


Furkan Vakfı Suç Örgütü Mü?

Ya Da Furkan Vakfı’nın Suç Örgütü Olması Mümkün Mü?

Alparslan Kuytul Terörü Destekledi mi?

Günlerdir televizyonlarda ya da internet ortamında Furkan Vakfı ve Alparslan Kuytul Hocaefendi hakkında ‘yok şu terör örgütü yok bu terör örgütü ile irtibatı ortaya çıktı’ diyenlerin olduğunu görüyoruz. Olay o kadar ayağa indi ki emniyetteki ifadesinde Hocaefendi’ye suikast için Adana’ya geldiğini itiraf eden bir IŞİD’çi hakkında bile ‘Hocaefendi’nin talebesi çıktı’ diyecek kadar alçaldılar. Sonra yıllar evvel gelmiş Hocaefendi’nin silahlı cihada karşı olan tavrını beğenmemiş ve cemaatten süratle ayrılmış bazı kimselerin isimlerini nereden bulmuşlarsa (!) bulmuşlar. 

Bu bilgi kırıntısını altın bulduk zannederek yayınlayanlar Hocaefendi’yi töhmet altında bırakmak isterken yine kendi topuğuna sıktı. 

O isimlerden bazıları Hocaefendi’yi silahlı cihada karşı olduğu için internet ortamında bile eleştirmiş kişiler. Bunlar zaten bu görüş ayrılığını sebep göstererek cemaatten ayrılmış kendilerine ayrı bir yol çizmişler. Hatta bir tanesi yıllardır aleyhimizde konuşmuş biri. Vakfımıza o kadar çok zarar verir hale gelmiş ki vakfımız onun hakkında ‘alakamız yoktur’ diye kamuoyuna açıklama yayınlamış. Bunlar çok önceleri hem kalben hem bedenen ayrılmışlar zaten. Ayrılıp kendilerine ayrı bir yol çizmişler. Ondan sonra nereye gitmişler bizi ilgilendirmez.

Hocaefendi’nin DEAŞ ile tek bir irtibatı var o da; ÖLÜM LİSTESİNDE ADI GEÇMESİ!

Ayrıca Hocaefendi, Daeş’i eleştirdiği için bu terör örgütünden kaç defa tehdit aldı. Emniyet mensupları gelip koruma isteyip istemediğini sordular. Daeş’lilerin internet üzerinden yayınladığı dergide de ölüm listesinde bizzat adı geçiyordu. Şimdi tutmuş Daeş ile irtibatı ortaya çıktı diyorlar. Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz adamlar…

İslami çalışma ile geçen 30 yıllık geçmişinde tertemiz bir hayat yaşayıp en küçük bir suça karışmamış bir hocanın yine kendisi gibi asla herhangi bir suça karışmamış talebelerinin bu temiz geçmişi Furkan Vakfı’nın herhangi bir suç örgütü ile irtibatının olamayacağının en büyük ispatıdır ama ben burada anlaşılması gereken bir iki noktaya somut misallerle temas edeceğim.

Şunu baştan belirteyim bu yazacaklarımın binlerce şahidi vardır.

Bu cemaatin yapısı nasıl? Suç potansiyeli var mı?

Geçmişimizde hiç kimseye zerre kadar zarar vermediğimiz, yüzlerce konferans ve etkinlik yaptığımız halde bir sandalye bile kırmadığımız, kimsenin camına sadece bir tane bile taş atmadığımız gibi üstelik kullandığımız mekânı tertemiz bırakmamız açısından onlarca kez övgülere mazhar olmuş bir mazimiz var. Kapalı spor salonlarında konferanslar yaptığımız günlerde salon müdürlerinden defalarca takdir almışızdır. Düğün salonu sahipleri özellikle teşekkürler etmiştir. Hatta emniyet güçlerinden takdir almışız ve bizimle iş yapmanın rahatlığını defalarca dile getirmişlerdir. Bizden o kadar emindirler ki biz miting yaparken onlar oturup çay içebilirler. Biz icabında bir salona binlerce insan girer ve işimiz bitince teslim aldığımız gibi hatta daha da temiz bırakır çıkarız.

Çok defa zulme uğradık tek bir defa taşkınlık yapmadık. Üzerimize TOMA’larla biber gazlarıyla geldikleri o adı geçen 22 Nisan olayında çiçeklerle bezenmiş Atatürk parkında ve Merkez parkta ezdiğimiz bir tek çiçek göstersinler! 

Onların bize suç isnad etmek için öne sürdükleri o olaylardaki tavrımızla ben ömrümün sonuna kadar iftihar edeceğim.

Neden mi? O gün ben de oradaydım. Arkamızdan TOMA biber gazı sıka sıka geliyordu. Hatta gözlerimizin yanmasından önümü bile zor görüyordum. O esnada önümüze çiçeklerle dolu bir alan çıktı, o binlerce kişi çiçeklere basmadan alanın etrafından dolanmak için ikiye bölündü kimi sağ tarafa kimi sol tarafa doğru açılmaya başladı. Bu arada arkamızdaki TOMA boğucu gazını sıkmaya devam ediyordu. O esnada bir kardeşimizin eline megafonu alıp ‘kardeşlerim çiçeklere basmayalım’ diye bağırdığını duydum. Herkes canını değil çiçekleri ezmemeyi düşünüyordu. Bu nasıl bir hassasiyettir böyle. O esnada olayın içinde olduğum halde sonrasında ben bile her düşündüğümde hayretler içinde kalıyorum. O esnada bu hassasiyeti bize kazandıran neydi? Yine Atatürk parkında da öyle olaylar bittiğinde o güzelim çiçekler olduğu gibi duruyordu. Hatta ertesi gün arkadaşlar olayın olduğu alandan görüntüler paylaştı. Dün binlerce kişinin cop, biber gazı hatta plastik mermi yediği parklar burası değildi sanki.

Ayrıca emniyet mensupları da bizim medeniyetimize şahittir. Olaylar esnasında onlardan bir kısmı da mağdur oldu. Bizim arkadaşlarımızda kin ve nefret yerine merhamet hakim olmuş ki ellerindeki suyla polislerin yüzlerini yıkayanlar, süt kutularını onlara vererek maruz kaldıkları biber gazının etkisini azaltmaya çalışanlar.. Vallahi abartmıyorum bunlar gerçek. Video görüntüleri var, fotoğraflar var..
Şimdi mahkeme dosyası diyor ki bu olaylarda Hocaefendi’nin halkı kin ve nefrete teşvik ettiği görülmüş! Hocaefendi azıcık böyle bir şey yapsaydı o gün sonuç asla böyle olmazdı. Hatta daha da fazlasını söyleyeyim, polis mi yoksa polis kılığında birileri mi bilmiyorum, bizzat provoke etmek için erkeklerin yanında defalarca erkeklere değil de bayanlara saldırdı. Buna rağmen bile birçok erkek kardeşimiz kendi bedenini coplara siper etti ama yine de polise bir yumruk vurmadı. Bu tarz saldırı o gün çok yerde görüldü. Eğer Hocaefendi o dedikleri teşviki yapmış olsaydı sonuç böyle olur muydu?
Ama mesele neydi peki bu olay nasıl başladı. Her vatandaş gibi bizim de valilik tarafından yasak olmayan bir alanda basın açıklaması yapmak istememiz ve o esnada bizden önce oraya konuşlanan emniyetin canavar gibi kadın çocuk demeden saldırması. Hatta o gün bebek arabasındaki bebeğe biber gazı sıktılar, hamile dendiği halde arkadaşımızın karnına vurdular. O gün bir arkadaşımız bebeğini kaybetti. Bayan polis başörtülü kardeşlerimizin örtüsüne dahi el uzattı, yerde yatan elleri kelepçeli kardeşimize tekme attı. Köşeye sıkıştırdıkları bir kardeşimizin ağzını burnunu kırdılar. Daha neler neler… Biz polisimizden bunların hiç birini beklemiyorduk. Çünkü Düşünce ve ifade özgürlüğü olan bir ülkede (!) sadece basın açıklaması yapacaktık.  Tüm bunlara rağmen bir kardeşimiz bile polise el kaldırmadı, taş atmadı hatta ilerleyen süreçte onlardan da mağdur olanlara yardım ettiler. Bu portre, bu insanların suça teşvik edilmiş hali mi sizce?

Emniyet güçlerinin tamamını tenzih ederim ama vallahi o gün suç örgütü gibi davranan asla biz olmadık. Şimdi bunları tekrarlamanın vakti değil belki ama bizi o günden dolayı suç örgütü gibi göstermeye çalışanların sanırım; medeniyetimizi, temiz ahlakımızı, sabrımızı ve rüşdümüzü ispat ettiğimiz o günü hatırlamaya ihtiyacı var!

Adana’da yaşanan 22 Nisan olayı Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin insanları kin ve düşmanlığa tahrik ettiği manasına gelmekten ziyade talebelerini nasıl şiddetten ve her türlü suçtan uzak tuttuğuna delil teşkil eder.

29 Mayıs’ta Erzin’de yine bizi polisimizle hatta askerimizle karşı karşıya getirenler utandılar. Otoban kenarındayız ve her taraf taş buna rağmen bir tek kardeşimiz bile eline taş almadı. Şimdi mahkeme dosyasına koymuşlar orada birkaç polisin başı atılan taşla yarılmış. Ben böyle bir şey görmedim! Ama diyelim ki oldu bunu yapanın bir provokatör olduğu kesindir. Aksi halde her taraf dağ, taş, Hocaefendi’nin böyle bir teşviki olsaydı o olayda yüzlerce polis yaralanmalıydı çünkü biz orada binlerce kişiydik. Olayların kızıştığı, TOMA’ların harekete geçtiği o esnada bazı savunmasız polis memurları aramızda güven içinde dolaştı ve kimseden korkmadı, ben şahidim.

Hocaefendi’nin suça teşvik ettiği bir topluluk böyle mi olur? Bilakis Hocaefendi aracılığıyla etrafımızdakilerde suç oranı düşmektedir. Allah korkusu ve İslam ahlakı kazanan insanların sayısının artması toplumun maslahatına değil midir?

Allah için şu tehlikenin varlığına küçücük bir delil istiyorum! Şimdiye kadar çeşitli olaylarda, bir takım karanlık güçler bizi provoke etmek için o kadar zorladılar ki.. Ama Allah korkumuz onların tahrikinden daha kuvvetli çıktı çok şükür!

Ayrıca cemaate giren, çıkan, ayrılan, iftira atan niceleri oldu. Bize zarar vermek isteyenlerin, iftiralarla karalamak isteyenlerin tırnağına bile zarar vermedik. Şu olayımızda bile bizi ihbar ettiği söylenen, yalan yanlış ifadeler vererek bizi töhmet altında bırakmak isteyenler ortada elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Asla bizden bir zarar görmez. Yaptıkları amel defterlerine yazıldı, onlar hesabını Allah’a verecek. Bizim onlarla asla bir işimiz olmaz.

Alparslan Kuytul Hocaefendi ne zaman kaos ve kargaşa yaratmaya taraftar olmuş! Ya da ne zaman şahsi çıkarını düşünmüş! Lütfen bunu kamuoyuna açıklasınlar! Ellerinde bir tane delil yok!

Sadece ben 23 yıldır yüzlerce kişinin bize gelip “Allah sizden razı olsun, oğlum kızım sizinle tanıştığından bu yana kötü alışkanlıklarını bıraktı, anasına babasına hayırlı oldu, eşine çocuklarına merhametli oldu, hak hukuk bilmeye başladı” dediğine şahidim.

Hocaefendi kim bilir kaç tane yuvayı nasihatleri ile dağılmaktan kurtarmıştır. Boşanmak isteyenlerin arasını bulmuş nasihatler ederek barıştırmıştır. Buna şahit olanlar da çoktur. Bu kadar işinin arasında evli çiftlerin sorunlarını dinler nasihat ederdi. Hatta ticari konularda bile arası açılanlar problemini gelip Hocaefendi’ye anlatıp onun tavsiyeleri sayesinde kavga etmekten kurtulmuştur.

Kim biriyle bir sorun yaşasa bana gelip “Hocama anlatmak istiyorum” derdi. Hatta son zamanlarda vakti olmadığı için ben “bana anlatın ben iletirim” der evde birçok kişinin kişisel sorunlarını iletir, çözüm yollarını tekrar kendilerine ulaştırır, sorunu hallederdim. Bu yüzden de çok seviliyor. Nice yuvalar onun vesilesi ile kurtuldu nice muhtemel kavgalar onun arabuluculuğu ile son buldu.

Düşündükçe aklım almıyor! Toplumuna bu kadar faydalı bir insanı cezaevine attılar!

Adana’nın suç oranı yüksek bazı mahallelerinin muhtarlarından birkaç kez vakfımıza plaket geldi, mahallelerinde gerçekleştirilen çalışmaların gençliklerine olan faydasından ötürü..
Yine vakfımız 2013-2014 yıllarında örnek vakıf olarak gösterilerek emniyetten plaket aldı. İşte eski vakıf başkanımızın savunmasındaki o cümleler: “Ben 2012’nin Eylül ayında vakıf yönetimindeydim, başkandım, 2017 yılı Haziran ayına kadar başkanlık yaptım, bu süre zarfında vakıf yönetimi başarılı bir şekilde gelişme sağladı. 2013 yılı veya 2014 yılında Emniyet Müdürlüğü tarafından vakfımıza plaket teslim edildi. Ayrıca terör örgütüyle bağlantı ile ilgili yapılan denetlemelerde bizzat Vakıflar Genel Müdürlüğü Başmüfettişinin raporunda da ‘vakıf yönetiminin herhangi bir terör örgütü ile bir bağlantısının olmadığı’ bizzat yazılmıştır.”

Başta Alparslan Kuytul Hocaefendi olmak üzere şahsi hiçbir çıkar gözetmeden sadece Allah rızası için ve toplumumuzun maslahatı için çalışan bizlere atılan bu iftiralar gerçekten çok büyük bir zulümdür.

Şunu açıkça söyleyebilirim bize iftiralar atanlar toplumun maslahatını isteyenler olamaz, hatta belki de anarşi böylelerinin besin kaynağıdır ki toplumun maslahatı ve ıslahı için gönüllü çalışan bir kanaat önderini hedef almaktadırlar.

Gerek evlerimizde gerek vakfımızda yapılan aramalarda suç unsuru olabilecek bir çakı bile çıkmadı.
Her kesimden binlerce kişinin binamıza girip çıkmışlığı var. Kimse de bir korku bir tedirginlik olmadı şimdiye kadar… Hatta tertemiz, güvenli, manevi o atmosfer gelen herkesi etkiliyordu.
Şu yaşadığımız günler de suçsuzluğumuzun bizzat ispatı! Şu zor günlerimizde kimse bizimle alakasını kesmedi hatta daha çok geldi.  Bana ve birçok arkadaşımıza çevresindeki akraba, konu-komşu, eş-dost, arkadaş herkes, ‘biz sizde bir kötülük görmedik, üzülmenize gerek yok hak ortaya çıkacak’ diye teselli veriyor.

Daha önceleri ‘hükümeti neden eleştiriyorsunuz’ diyenler şimdi ‘biz sizde bir suç görmedik bir eleştiri için bu yapılır mı’ demeye başladılar. Halktan bize gelip de bizzat desteğini ifade etmeye çalışan sayısı da o kadar çok ki!

Eğer herhangi bir suçla uzaktan yakından alakamız olsaydı ya da bir terör örgütü ile irtibatımız ya da terör propagandamız olsaydı durum böyle mi olurdu? Bunca yıldır bunu hiç mi kimse hissetmezdi!

Hocaefendi İskenderun olayı sonrasında yaptığı açıklamada da demişti. “Biz memleket düşmanı değiliz biz polisimizle de askerimizle de karşı karşıya değiliz. Biz bir tane Molotof atmadık hayatımızda, bir tane cam kırmadık hayatımızda, bir tane taş atmadık hayatımızda. Bizi terörist sınıfına sokup engellemeler yaptıkları için şimdi kendilerinden utanıyor olmaları lazım.”

Evet, bugün bu iftiraları yapanların da çok utanacağı günler gelecek!

Bizim alnımız daima ak-pak kalacak da siz insanların karşısına, ekranlara nasıl çıkacaksınız… 

Bu alçaklığınızı nasıl unutacaksınız!