24 Şubat 2018 Cumartesi

Alparslan Hocam Nasıl? İyi mi?




Alparslan Hocam nasıldı? İyi miydi?

Şu 25 günlük süreç içinde onunla iki defa kapalı görüş ile görüşebilme imkânı buldum. Her görüş sonrasında akrabalarımız ve geniş arkadaş çevremizin sorduğu soru bunlar; Alparslan Hocam nasıldı? İyi miydi? Morali nasıldı? Sağlığı iyi miydi? Bir sıkıntısı var mı?

Zor sorular bunlar! 

İyi görünüyor. Biraz dışarda olanları anlamaya çalışır gibi biraz da ister istemez gündemden kopuk… 

Hatta geçen haftaki görüşümüzde önce “Neler oluyor gündem nasıl” dedi. Sonra “kendimi Necip Fazıl’ın şiirindeki gibi hissediyorum” dedi ve “Güneşe göç var da kalan biz miyiz?” diye ekledi.

O; her zaman sabırlı, tahammüllü ve tevekkülü anlamış biriydi zaten. Bu sebeplerle belki de o bizden daha iyi! Ben düşünüyorum da o mu hapishanede yoksa biz mi sürgündeyiz bilemiyorum.

Belki o tek başına ama yalnız değil! Biz kalabalıkların içinde yapayalnız!

Belki o Rabbiyle hem-hal olabilmenin tadını alıyor biz hayatın tadını kaybetmişiz.

O iyi mi diyenlere, o iyi diyorum ama ben, ben çok kötüyüm! 

Çünkü;

Böyle bir ASLANI parmaklıklar arkasında görmek dayanılır gibi değil!

Ona yapılan bu zulmü yutabilmek çok zor!

Orada geçirdiği her ana kıyamıyorum…

O, hayatını ilme, öğretmeye ve insanları en doğruya sevketmeye adamış bir insan.

O, ümmetin acısıyla yüreği yanık!

O, haksızlıklara karşı tahammülsüz, gördüğü bir zulüm karşısında canından vazgeçecek kadar öfkeli!

O, televizyonda bir köpeğe tekme atanın haberini izlediğinde uykuları kaçacak kadar merhametli,

Toplumun her derdine duyarlı çok hassas bir insan.

Bazen çok öfkeli görürsünüz onu, asla rol yapmıyor. Memleketin, Müslümanların zararına bir durum gördüğünde gerçekten öfkeleniyor, dayanamıyor, hazmedemiyor…

Eve geldiğinde uykuları kaçardı nasıl oluyor da böyle yanlışlar yapılıyor diye. Bazıları o öfkeli konuşmalarını kuru bir muhalefet olarak görmek istediler. Hayır asla! Gerçekten bir tasaydı onunkisi…

Bütün samimiyetimle söylüyorum, özünde kimseye düşmanlık yaptığını görmedim ama yapılan hataların ağır bedelleri olacağını gördüğünde dayanamıyordu. Hatta en çok kızdığı kişi hakkında bile haksız bir söz söyleseniz susturur, “siz anlamıyorsunuz meseleyi” derdi. “O, öyle demek istemedi..” Ekranlardaki herkesi dikkatle dinler ve daima en doğru şekilde anlamaya çalışırdı.

O, her zaman tasalı, her zaman sancılı… Daima dertli.. Ne yediğini arar, ne rahatını… O, 30 yıllık ceketi ile mutlu.. 30 yıldır kullandığı (kahverengi ceketi) ev ceketini yanına götürdüm cezaevine, “Ceketimi görünce eski dostumu görmüş gibi mutlu oldum” dedi bana…

Abartı yok, o bunlardan daha fazlası…

Son görüşte; “siz şimdi bu halinizle, konuşarak anlattığınızdan çok daha fazlasını anlatıyorsunuz insanlara” dedim. “Ne yapıyorum ki” dedi. “Çok şey” diyebildim sadece..

İşte buradan bakınca olaya böyle bir insana bu zulmü nasıl reva gördünüz! Bu düşünceye tahammül edebilmek çok zor! Şu durumda onu iyi tanımak apayrı bir acı veriyor insana!

(Bize düşmanlık için çalışan trollerden istirhamım bu yazıma bulaşmayın lütfen. Bir defa olsun duygularımıza karışmayın!)

23 Şubat 2018 Cuma

Yandaş Medya'nın, Alparslan Kuytul Hocaefendi DAEŞ'i destekliyor iddiasına Twitter'dan Verdiğim Tepkim


Yandaş Medya'nın, Alparslan Kuytul Hocaefendi DAEŞ'i destekliyor iddiasına Twitter'dan Verdiğim Tepkim
Bu sabah çıkan haberleri görünce bu yandaş ve iftiracı medya ne yapmaya çalışıyor diye düşündüm. Medya önce kamuoyuna oynayacak eğer zemin tutarsa savcılar mahkemede bu iftiralar üzerinden mi yürüyecekler? Sanırım plan bu! Şimdi de Hocaefendi'nin DAEŞ ile irtibatı ortaya çıkmış!
Bir kaç gün önceki haberlerde iyice saçmalamışlardı. Emniyetteki ifadesinde Adana'ya Alparslan Kuytul Hocaefendi'ye suikast için geldiğini itiraf eden bir daeşliyi 'Hocaefendi'nin talebesi çıktı' diye servis yaptılar. Sonra kendileri de çok saçmaladıklarını farkettiler.
Şimdi ise yıllar evvel Hocaefendi'nin bizzat talebesi de olmamış ama vakfa gelmiş gitmiş hatta Hocaefendinin el kaideye ve silahlı mücadeleye karşı sert tavrını eleştirerek vakıftan ayrılmış ve kendine başka bir yol çizmiş olan bazılarının isimlerini servis ediyorlar...
Hocaefendi yıllardır silahlı mücadeleye karşı sert bir tavır içindedir. Bugün daima vazifemizin İslam'a en güzel bir şekilde sözlü davet olduğunu ve İslam'ı anlatmanın ve yaşamanın önemini anlatır. Buna dair çok kayıt var elimizde.. Hepsi de şu anda yayında.. İsteyen bakabilir.
Şunu görüyorum Hocaefendi'yi tutuklu yargılatanlar, ona bir suç bulabilmek için deli gibi çırpınıyor. Gerçekten de deli gibi, çünkü akıllı insan böyle köksüz dallara sarılmaz. Hocaefendi "benim düşmanlarım namert çıktı" demişti. Bu kadar olmaz dedirtecek kadar NAMERTLER!!
Birde şunu söyleyeyim; Bizim düşmanlarımız namert olmak zorunda! Mert olup "doğruya doğru" diyecek olsa nasıl olacak! "Haklısınız sizde bu suçlar yok ama biz sizi susturmak zorundayız, kusura bakmayın bu zülme mecburuz" mu diyecekler!
Ben daha evvelde söyledim: Bu cemaatin geçmişi de şimdisi de tertemizdir. Hocaefendi, 30 senedir her konuda alnımızı ak tuttu. Şimdi biz de, bir takım namertlerin tertemiz adımızı lekelemelerine müsaade etmeyeceğiz. Tek bir ferdimiz bile kalsa bu mücadeleden vazgeçmeyecek!
Bir çift sözüm de sosyal medya çalışması yapmamızdan rahatsız olanlara: Medyada bu iftiralar bitmedikçe bu çalışma bitmez! Bu yönümüzü emniyet mensupları da biliyor: TOMALAR çalışırken arkadaşlarımız kaçmaz. TOMALAR susarsa bizde zaten taşkınlık olmaz. Bunu bizzat tecrübe ettiler
Sosyal Medya'da çalışmamızı istemeyenler öncelikle iftiraları bırakmalılar.. Yandaş Medya tüm gücüyle iftiralar atarken biz durup seyredecek değiliz. Adımızı lekeletmemek için tabiki çalışacağız. Onlar durursa bizde o konuda dururuz yoksa hak ortaya çıkana kadar bu iş devam eder.

Furkan Vakfı Suç Örgütü mü? Ya da Olabilir mi? Alparslan Kuytul Teröre Destek verdi mi?


Furkan Vakfı Suç Örgütü Mü?

Ya Da Furkan Vakfı’nın Suç Örgütü Olması Mümkün Mü?

Alparslan Kuytul Terörü Destekledi mi?

Günlerdir televizyonlarda ya da internet ortamında Furkan Vakfı ve Alparslan Kuytul Hocaefendi hakkında ‘yok şu terör örgütü yok bu terör örgütü ile irtibatı ortaya çıktı’ diyenlerin olduğunu görüyoruz. Olay o kadar ayağa indi ki emniyetteki ifadesinde Hocaefendi’ye suikast için Adana’ya geldiğini itiraf eden bir IŞİD’çi hakkında bile ‘Hocaefendi’nin talebesi çıktı’ diyecek kadar alçaldılar. Sonra yıllar evvel gelmiş Hocaefendi’nin silahlı cihada karşı olan tavrını beğenmemiş ve cemaatten süratle ayrılmış bazı kimselerin isimlerini nereden bulmuşlarsa (!) bulmuşlar. 

Bu bilgi kırıntısını altın bulduk zannederek yayınlayanlar Hocaefendi’yi töhmet altında bırakmak isterken yine kendi topuğuna sıktı. 

O isimlerden bazıları Hocaefendi’yi silahlı cihada karşı olduğu için internet ortamında bile eleştirmiş kişiler. Bunlar zaten bu görüş ayrılığını sebep göstererek cemaatten ayrılmış kendilerine ayrı bir yol çizmişler. Hatta bir tanesi yıllardır aleyhimizde konuşmuş biri. Vakfımıza o kadar çok zarar verir hale gelmiş ki vakfımız onun hakkında ‘alakamız yoktur’ diye kamuoyuna açıklama yayınlamış. Bunlar çok önceleri hem kalben hem bedenen ayrılmışlar zaten. Ayrılıp kendilerine ayrı bir yol çizmişler. Ondan sonra nereye gitmişler bizi ilgilendirmez.

Hocaefendi’nin DEAŞ ile tek bir irtibatı var o da; ÖLÜM LİSTESİNDE ADI GEÇMESİ!

Ayrıca Hocaefendi, Daeş’i eleştirdiği için bu terör örgütünden kaç defa tehdit aldı. Emniyet mensupları gelip koruma isteyip istemediğini sordular. Daeş’lilerin internet üzerinden yayınladığı dergide de ölüm listesinde bizzat adı geçiyordu. Şimdi tutmuş Daeş ile irtibatı ortaya çıktı diyorlar. Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz adamlar…

İslami çalışma ile geçen 30 yıllık geçmişinde tertemiz bir hayat yaşayıp en küçük bir suça karışmamış bir hocanın yine kendisi gibi asla herhangi bir suça karışmamış talebelerinin bu temiz geçmişi Furkan Vakfı’nın herhangi bir suç örgütü ile irtibatının olamayacağının en büyük ispatıdır ama ben burada anlaşılması gereken bir iki noktaya somut misallerle temas edeceğim.

Şunu baştan belirteyim bu yazacaklarımın binlerce şahidi vardır.

Bu cemaatin yapısı nasıl? Suç potansiyeli var mı?

Geçmişimizde hiç kimseye zerre kadar zarar vermediğimiz, yüzlerce konferans ve etkinlik yaptığımız halde bir sandalye bile kırmadığımız, kimsenin camına sadece bir tane bile taş atmadığımız gibi üstelik kullandığımız mekânı tertemiz bırakmamız açısından onlarca kez övgülere mazhar olmuş bir mazimiz var. Kapalı spor salonlarında konferanslar yaptığımız günlerde salon müdürlerinden defalarca takdir almışızdır. Düğün salonu sahipleri özellikle teşekkürler etmiştir. Hatta emniyet güçlerinden takdir almışız ve bizimle iş yapmanın rahatlığını defalarca dile getirmişlerdir. Bizden o kadar emindirler ki biz miting yaparken onlar oturup çay içebilirler. Biz icabında bir salona binlerce insan girer ve işimiz bitince teslim aldığımız gibi hatta daha da temiz bırakır çıkarız.

Çok defa zulme uğradık tek bir defa taşkınlık yapmadık. Üzerimize TOMA’larla biber gazlarıyla geldikleri o adı geçen 22 Nisan olayında çiçeklerle bezenmiş Atatürk parkında ve Merkez parkta ezdiğimiz bir tek çiçek göstersinler! 

Onların bize suç isnad etmek için öne sürdükleri o olaylardaki tavrımızla ben ömrümün sonuna kadar iftihar edeceğim.

Neden mi? O gün ben de oradaydım. Arkamızdan TOMA biber gazı sıka sıka geliyordu. Hatta gözlerimizin yanmasından önümü bile zor görüyordum. O esnada önümüze çiçeklerle dolu bir alan çıktı, o binlerce kişi çiçeklere basmadan alanın etrafından dolanmak için ikiye bölündü kimi sağ tarafa kimi sol tarafa doğru açılmaya başladı. Bu arada arkamızdaki TOMA boğucu gazını sıkmaya devam ediyordu. O esnada bir kardeşimizin eline megafonu alıp ‘kardeşlerim çiçeklere basmayalım’ diye bağırdığını duydum. Herkes canını değil çiçekleri ezmemeyi düşünüyordu. Bu nasıl bir hassasiyettir böyle. O esnada olayın içinde olduğum halde sonrasında ben bile her düşündüğümde hayretler içinde kalıyorum. O esnada bu hassasiyeti bize kazandıran neydi? Yine Atatürk parkında da öyle olaylar bittiğinde o güzelim çiçekler olduğu gibi duruyordu. Hatta ertesi gün arkadaşlar olayın olduğu alandan görüntüler paylaştı. Dün binlerce kişinin cop, biber gazı hatta plastik mermi yediği parklar burası değildi sanki.

Ayrıca emniyet mensupları da bizim medeniyetimize şahittir. Olaylar esnasında onlardan bir kısmı da mağdur oldu. Bizim arkadaşlarımızda kin ve nefret yerine merhamet hakim olmuş ki ellerindeki suyla polislerin yüzlerini yıkayanlar, süt kutularını onlara vererek maruz kaldıkları biber gazının etkisini azaltmaya çalışanlar.. Vallahi abartmıyorum bunlar gerçek. Video görüntüleri var, fotoğraflar var..
Şimdi mahkeme dosyası diyor ki bu olaylarda Hocaefendi’nin halkı kin ve nefrete teşvik ettiği görülmüş! Hocaefendi azıcık böyle bir şey yapsaydı o gün sonuç asla böyle olmazdı. Hatta daha da fazlasını söyleyeyim, polis mi yoksa polis kılığında birileri mi bilmiyorum, bizzat provoke etmek için erkeklerin yanında defalarca erkeklere değil de bayanlara saldırdı. Buna rağmen bile birçok erkek kardeşimiz kendi bedenini coplara siper etti ama yine de polise bir yumruk vurmadı. Bu tarz saldırı o gün çok yerde görüldü. Eğer Hocaefendi o dedikleri teşviki yapmış olsaydı sonuç böyle olur muydu?
Ama mesele neydi peki bu olay nasıl başladı. Her vatandaş gibi bizim de valilik tarafından yasak olmayan bir alanda basın açıklaması yapmak istememiz ve o esnada bizden önce oraya konuşlanan emniyetin canavar gibi kadın çocuk demeden saldırması. Hatta o gün bebek arabasındaki bebeğe biber gazı sıktılar, hamile dendiği halde arkadaşımızın karnına vurdular. O gün bir arkadaşımız bebeğini kaybetti. Bayan polis başörtülü kardeşlerimizin örtüsüne dahi el uzattı, yerde yatan elleri kelepçeli kardeşimize tekme attı. Köşeye sıkıştırdıkları bir kardeşimizin ağzını burnunu kırdılar. Daha neler neler… Biz polisimizden bunların hiç birini beklemiyorduk. Çünkü Düşünce ve ifade özgürlüğü olan bir ülkede (!) sadece basın açıklaması yapacaktık.  Tüm bunlara rağmen bir kardeşimiz bile polise el kaldırmadı, taş atmadı hatta ilerleyen süreçte onlardan da mağdur olanlara yardım ettiler. Bu portre, bu insanların suça teşvik edilmiş hali mi sizce?

Emniyet güçlerinin tamamını tenzih ederim ama vallahi o gün suç örgütü gibi davranan asla biz olmadık. Şimdi bunları tekrarlamanın vakti değil belki ama bizi o günden dolayı suç örgütü gibi göstermeye çalışanların sanırım; medeniyetimizi, temiz ahlakımızı, sabrımızı ve rüşdümüzü ispat ettiğimiz o günü hatırlamaya ihtiyacı var!

Adana’da yaşanan 22 Nisan olayı Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin insanları kin ve düşmanlığa tahrik ettiği manasına gelmekten ziyade talebelerini nasıl şiddetten ve her türlü suçtan uzak tuttuğuna delil teşkil eder.

29 Mayıs’ta Erzin’de yine bizi polisimizle hatta askerimizle karşı karşıya getirenler utandılar. Otoban kenarındayız ve her taraf taş buna rağmen bir tek kardeşimiz bile eline taş almadı. Şimdi mahkeme dosyasına koymuşlar orada birkaç polisin başı atılan taşla yarılmış. Ben böyle bir şey görmedim! Ama diyelim ki oldu bunu yapanın bir provokatör olduğu kesindir. Aksi halde her taraf dağ, taş, Hocaefendi’nin böyle bir teşviki olsaydı o olayda yüzlerce polis yaralanmalıydı çünkü biz orada binlerce kişiydik. Olayların kızıştığı, TOMA’ların harekete geçtiği o esnada bazı savunmasız polis memurları aramızda güven içinde dolaştı ve kimseden korkmadı, ben şahidim.

Hocaefendi’nin suça teşvik ettiği bir topluluk böyle mi olur? Bilakis Hocaefendi aracılığıyla etrafımızdakilerde suç oranı düşmektedir. Allah korkusu ve İslam ahlakı kazanan insanların sayısının artması toplumun maslahatına değil midir?

Allah için şu tehlikenin varlığına küçücük bir delil istiyorum! Şimdiye kadar çeşitli olaylarda, bir takım karanlık güçler bizi provoke etmek için o kadar zorladılar ki.. Ama Allah korkumuz onların tahrikinden daha kuvvetli çıktı çok şükür!

Ayrıca cemaate giren, çıkan, ayrılan, iftira atan niceleri oldu. Bize zarar vermek isteyenlerin, iftiralarla karalamak isteyenlerin tırnağına bile zarar vermedik. Şu olayımızda bile bizi ihbar ettiği söylenen, yalan yanlış ifadeler vererek bizi töhmet altında bırakmak isteyenler ortada elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Asla bizden bir zarar görmez. Yaptıkları amel defterlerine yazıldı, onlar hesabını Allah’a verecek. Bizim onlarla asla bir işimiz olmaz.

Alparslan Kuytul Hocaefendi ne zaman kaos ve kargaşa yaratmaya taraftar olmuş! Ya da ne zaman şahsi çıkarını düşünmüş! Lütfen bunu kamuoyuna açıklasınlar! Ellerinde bir tane delil yok!

Sadece ben 23 yıldır yüzlerce kişinin bize gelip “Allah sizden razı olsun, oğlum kızım sizinle tanıştığından bu yana kötü alışkanlıklarını bıraktı, anasına babasına hayırlı oldu, eşine çocuklarına merhametli oldu, hak hukuk bilmeye başladı” dediğine şahidim.

Hocaefendi kim bilir kaç tane yuvayı nasihatleri ile dağılmaktan kurtarmıştır. Boşanmak isteyenlerin arasını bulmuş nasihatler ederek barıştırmıştır. Buna şahit olanlar da çoktur. Bu kadar işinin arasında evli çiftlerin sorunlarını dinler nasihat ederdi. Hatta ticari konularda bile arası açılanlar problemini gelip Hocaefendi’ye anlatıp onun tavsiyeleri sayesinde kavga etmekten kurtulmuştur.

Kim biriyle bir sorun yaşasa bana gelip “Hocama anlatmak istiyorum” derdi. Hatta son zamanlarda vakti olmadığı için ben “bana anlatın ben iletirim” der evde birçok kişinin kişisel sorunlarını iletir, çözüm yollarını tekrar kendilerine ulaştırır, sorunu hallederdim. Bu yüzden de çok seviliyor. Nice yuvalar onun vesilesi ile kurtuldu nice muhtemel kavgalar onun arabuluculuğu ile son buldu.

Düşündükçe aklım almıyor! Toplumuna bu kadar faydalı bir insanı cezaevine attılar!

Adana’nın suç oranı yüksek bazı mahallelerinin muhtarlarından birkaç kez vakfımıza plaket geldi, mahallelerinde gerçekleştirilen çalışmaların gençliklerine olan faydasından ötürü..
Yine vakfımız 2013-2014 yıllarında örnek vakıf olarak gösterilerek emniyetten plaket aldı. İşte eski vakıf başkanımızın savunmasındaki o cümleler: “Ben 2012’nin Eylül ayında vakıf yönetimindeydim, başkandım, 2017 yılı Haziran ayına kadar başkanlık yaptım, bu süre zarfında vakıf yönetimi başarılı bir şekilde gelişme sağladı. 2013 yılı veya 2014 yılında Emniyet Müdürlüğü tarafından vakfımıza plaket teslim edildi. Ayrıca terör örgütüyle bağlantı ile ilgili yapılan denetlemelerde bizzat Vakıflar Genel Müdürlüğü Başmüfettişinin raporunda da ‘vakıf yönetiminin herhangi bir terör örgütü ile bir bağlantısının olmadığı’ bizzat yazılmıştır.”

Başta Alparslan Kuytul Hocaefendi olmak üzere şahsi hiçbir çıkar gözetmeden sadece Allah rızası için ve toplumumuzun maslahatı için çalışan bizlere atılan bu iftiralar gerçekten çok büyük bir zulümdür.

Şunu açıkça söyleyebilirim bize iftiralar atanlar toplumun maslahatını isteyenler olamaz, hatta belki de anarşi böylelerinin besin kaynağıdır ki toplumun maslahatı ve ıslahı için gönüllü çalışan bir kanaat önderini hedef almaktadırlar.

Gerek evlerimizde gerek vakfımızda yapılan aramalarda suç unsuru olabilecek bir çakı bile çıkmadı.
Her kesimden binlerce kişinin binamıza girip çıkmışlığı var. Kimse de bir korku bir tedirginlik olmadı şimdiye kadar… Hatta tertemiz, güvenli, manevi o atmosfer gelen herkesi etkiliyordu.
Şu yaşadığımız günler de suçsuzluğumuzun bizzat ispatı! Şu zor günlerimizde kimse bizimle alakasını kesmedi hatta daha çok geldi.  Bana ve birçok arkadaşımıza çevresindeki akraba, konu-komşu, eş-dost, arkadaş herkes, ‘biz sizde bir kötülük görmedik, üzülmenize gerek yok hak ortaya çıkacak’ diye teselli veriyor.

Daha önceleri ‘hükümeti neden eleştiriyorsunuz’ diyenler şimdi ‘biz sizde bir suç görmedik bir eleştiri için bu yapılır mı’ demeye başladılar. Halktan bize gelip de bizzat desteğini ifade etmeye çalışan sayısı da o kadar çok ki!

Eğer herhangi bir suçla uzaktan yakından alakamız olsaydı ya da bir terör örgütü ile irtibatımız ya da terör propagandamız olsaydı durum böyle mi olurdu? Bunca yıldır bunu hiç mi kimse hissetmezdi!

Hocaefendi İskenderun olayı sonrasında yaptığı açıklamada da demişti. “Biz memleket düşmanı değiliz biz polisimizle de askerimizle de karşı karşıya değiliz. Biz bir tane Molotof atmadık hayatımızda, bir tane cam kırmadık hayatımızda, bir tane taş atmadık hayatımızda. Bizi terörist sınıfına sokup engellemeler yaptıkları için şimdi kendilerinden utanıyor olmaları lazım.”

Evet, bugün bu iftiraları yapanların da çok utanacağı günler gelecek!

Bizim alnımız daima ak-pak kalacak da siz insanların karşısına, ekranlara nasıl çıkacaksınız… 

Bu alçaklığınızı nasıl unutacaksınız!


14 Şubat 2018 Çarşamba

Alparslan Kuytul Olmak Zor Zanaat


ALPARSLAN KUYTUL OLMAK ZOR ZANAAT

Alparslan Kuytul olmak zor zanaat!

Görülmeyeni görmenin suç olduğunu, söylenmeyeni söylemenin tepki alacağını bile bile konuşmak!

Yunus misali bana sus diyorlar ne yapayım öleyim mi? Ölüler konuşmaz diyerek yanlışlara sessiz kalmamak!

“Suçum, senin görmediğini görmek, anlamadığını anlamaksa ne yapayım suçluyum. Elimde değil!”
Kimsenin sahip çıkmayacağını bile bile kimseye değil sadece yüreğine güvenerek yola çıkmak,

Sadece yüreğine, yüreğindeki imana, cesarete, doğrulara güvenerek yola çıkmak,

Haksızlıklara tahammülsüz olmak, yanlışlara göz yumamamak, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diyememek vallahi zor zanaat!

Düşmanlarının namert, dostlarının zalim ya da korkak olması ne de zormuş!

Anlaşılmamak, anlaşılamamak!

Gece gündüz hakka sahip çıktığın halde sahipsiz kalmak!

Hakikate âşık, zalimlere hasım olmak,

Beklentisiz olarak da değil zulme uğrayacağını bile bile yine de doğru bildiğine sahip çıkmak ne de zor!

Ya birde;

Haksızlıklara susmanın acziyeti,

Zulme rıza göstermenin iç yangını

Menfaatlerini kaybetme endişelerinin iliklerini dondurması,

Mazlumlarla değil de zalimlerle beraber olmanın kâbusları,

Hatta sustuğun haksızlığın sana dönüş yapması, körüklediğin ateşin gelip seni de yakması korkusu

Dün doğruları satanların bir gün gelip seni de satmasının tedirginliği ile yaşamak…

Hangisi zor zanaat bilemedim şimdi…


AMA…

“Her zorlukla beraber bir kolaylık var” buyuruyor Kuran-ı Kerim,

Önceleri zor zanaat olarak görünen bu işler birden ferahlık vermeye başlar kalbe..

Doğrulara sahip çıkmanın ferahlığı,

Yanlışlara susmayarak günahlara ortak olmamanın temizliği,

Zulümlerle mücadelede elinden geleni yapmış olmanın iç huzuru,

Tarafını belli etmenin netliği,

Şahsiyetini bulandırmamanın duruluğu,

Karakterli dik duruşun asaleti ile

Vallahi ne de güzelmiş! Kafanı yastığa koyduğunda parmaklıklar ardında bile olsan vazifeni yapmış olmanın rahatlığı

Hayatı kolaylaştırıyor insana… Kuş gibi hafif hissettiriyor kendini…

Çok Da Sahipsiz Kalmıyorsun Aslında

Evet, bir takım hesaplarla birileri  sahip çıkmasa da,

Emin bir insan görmek isteyen,

Dik duruşa hasret kalmış,

Yiğitçe haklarına sahip çıkacak bir ses arayanlara umut,

Güvenebileceği bir dayanak arayanlara destek,

Sessiz yığınlara ses oluyorsun önce..

Sonra onlar sana ses vermeye başlıyor birden bire..


                                                                                                             Semra Kuytul  
12-02-2018

6 Şubat 2018 Salı

Cumhuriyet Başsavcılığına Dilekçem

Adana Cumhuriyet Başsavcılığına Dilekçemdir

4 Şubat Pazar günü saat: 00.25 civarında başıma gelen ve bende oldukça şüphe uyandıran bir olay hakkında araştırma yapılmasını talep ediyorum.
Olay şu şekilde gerçekleşti.

Saat 00.20 civarı Eşimin yeğeni ile evimden çıktım onların evine doğru hareket ettik. Şoför Eşimin yeğeniydi. Ben de onun yanında ön sağ koltukta oturuyordum. Önümüzde bir taksi seyretmeye başladı. 150 m kadar ilerde dörtyol vardı. Kavşağa yaklaştığımızda taksi çok bariz yavaşladı ve kavşağı geçti onun hemen ardından kaldırım kenarlarını süpüren bir çöp arabası yolun ortasına doğru ilerlemeye başladı. Önümüzü kapatmıştı biraz yavaşladık onun arkasından geçerken sağ taraftan benim oturduğum kapıya bir araç şiddetle çarptı. Araç kırmızı ışıkta geçmişti.

Olay gerçekleştiği anda oraya gelen beyaz bir araçtan inenler bizim araçtan çıkmamıza yardım ettiler ve biri bana “polisi aramayın” dedi. Bende “neden” dedim. “Aranızda fotoğraf çekip ayrılın daha kolay olur” dedi. Bende “böyle büyük bir kaza da bir araç pert olmuş nasıl 155 çağrılmaz” dedim. O zaman “iyiyseniz ambulans çağırmayın” dedi. Bende bu duyarsız müdahaleye sinirlendim ve “nereden bileyim bir şeyim var mı belki de beyin kanaması geçiriyorum” dedim. O esnada orada toplanan yaklaşık on kişinin hiçbirinin normal vatandaş tavrı göstererek polisi ve ambulansı aramaması çok dikkatimi çekti. Sonra yine bana şüpheli gelen birisinin ‘araçta bir akıntı var mı patlama olabilir’ gibi sözler söyleyerek aracın içini aradığına da şahit olduk. Ayrıca şöyle bir detay daha var ki bu o esnada en çok dikkatimi çeken şeydi: Kazadan biraz sonra, bize çarpan araç istikametinden gelen bir polis aracı böylesine şiddetli bir kazanın yanından gelip geçti ve durmadı.

Ben o esnada bunları farkettim ama olayın şoku ile şüphelenmedim. Eve gidip düşünmeye başlayınca olayın detaylarındaki olağan dışı haller bende şüphe uyandırdı.

Bu olayın organizeli bir şekilde planlanmış bir suikast girişimi olduğundan şüpheleniyorum.
O bölgedeki kamera kayıtlarının incelenmesini, çöp arabası ve cady marka beyaz aracın araştırılmasını, hatta olayın ilk saniyesinde yanımıza gelen beyaz aracın plaka tespitinin yapılmasını talep ediyorum.

Suikast girişimi şeklinde düşünmemin bu bulgularımdan başka bir sebebi daha var ki; Eşim Alparslan Kuytul’un Türkiye gündemine dair bazı konularda açıklamalar yaparak görüşünü beyan etmesi sebebiyle daha önce de tehditler almış olması ve şu anda da gözaltında olmasıdır. Gözaltında olan birisi için eşine suikast girişimi yapılmasının psikolojik baskı yaratacağı gayet açık bir durumdur.

Şu anda gözaltında olan Eşim Alparslan Kuytul’un, çocuklarımın ve benim hayatlarımızın tehlikede olduğu düşüncesiyle bu olayın aydınlatılmasını tarafınıza arz ederim.
Saygılarımla
Semra Kuytul


31 Ocak 2018 Çarşamba

Alparslan Kuytul Hocaefendi'ye Çok Ayıp Ettiler..

Alparslan Kuytul Hocaefendi’ye Yakışıksız Muamele! Çok Ayıp Ettiler…
Alparslan Kuytul Hocaefendi son zamanlarda dikkat çekici açıklamaları ile gündemdeydi, yaptığı açıklamalar çok konuşuldu. Birçok konuda çoğu kişinin konuşmadığı gerçekleri çekinmeden söylemesi ile bir taraftan takdirleri üzerine çekerken diğer taraftan bir takım güçlerin rahatsız olmasına sebep oluyordu. Zaten birçok kişi de o bir takım güçleri rahatsız etmemek için susmuyor mu zaten!
Bu şekilde herkes sıra kendine gelene kadar seyirci kalmaya devam ediyor.
Hocaefendi, Müslümanları ilgilendiren, milletimize, vatan bütünlüğümüze zarar veren konularda ve her türlü haksızlıkta susmayı değil bildiği gerçekleri konuşmayı ve haksızlıklara tepki vermeyi tercih etti.
O, kendini değil hakikatlerin ortaya çıkmasını önemsedi.
O kendi itibarını değil İslam dininin itibarını korumaya çalıştı, kendi geleceğini değil neslimizin geleceğini düşündü.
Özellikle son konuşmalarında “bazı kimseler dinlerini, değerlerini değil kendilerini düşünüyorlar” diyerek kendilerini düşünmek sebebiyle susanların, sustukları için dinimize de zarar verdiklerini bu şekilde insanları dinden uzaklaştırdıklarını defalarca izah etmişti.
Ve işte o gece Alparslan Kuytul Hocaefendi’yi susturmak için düğmeye bastılar…
30 Ocak Salı sabahı bir baskınla uyandık.
Ben işlerim sebebiyle sabaha karşı saat 04.00 civarı yatmıştım ki kapının şiddetle vurulup, ‘açın yoksa kırıyoruz’ seslerine uyandık. Hocaefendi ayağa kalkarken ben pardösümü giyinmek için antreye koştum. Saate bakamadım ama 05.30 civarıydı. Bu arada dışarıya ‘açıyorum’ diye seslendim ama ‘kırıyoruz’ diye bağırtılar çok şiddetliydi. Ben bir kez daha açıyorum dediğimde aç yoksa kırıyoruz diye yine bağırdılar ben de örtümü de taktığım gibi kapıyı açtım, kırılmadan son anda kurtarmıştım. Birden karşımda sayısını o anda sayamadığım ağır silahlar, tabancalar, gözüme vuran bir ışık ve kamera ile ‘ellerini kaldır’ diye bağrışmalar duydum. Hemen postallarla evin her tarafına dağılan özel harekâtçılar bu defa ‘yat yere, yat yere’ diye bağırıyorlardı. Hocaefendinin odasına girmişler ve ona yere yatmasını söylüyorlardı sanırım. Sonra ‘şahıs burada’ diyerek onu benim olduğum yere getirdiler. Bu arada Hocaefendi’nin “bu yaptığınız ayıp değil mi? Ben hocayım, teröristmişim gibi evimi basıyorsunuz’ dediğini duydum. ‘Prosedürleri uyguluyoruz’ dediler. Üzerini değiştirmesini istediler. Bu arada ben de benzer tepkileri vermekten kendimi alamıyordum. "Bir an daha gecikseydim kapıyı kıracak mıydınız gerçekten!" dedim“Siz kimin evine girdiğinizi bilmeden mi giriyorsunuz. Burası bir hocanın evi, içerde beş çocuğu ve yaşlı-hasta bir annesi var! Bu nasıl bir muamele” dedim. “Özel harekâtçılara, kimin evine girdiği söylenmez onlar şahıslara göre değil prosedüre göre girerler” dediler. O halde bu konuda prosedür değişmeli çünkü sonra utanacağınız bir iş yaptınız!
Hocaefendi üzerini değiştirdi ve onu evden çıkardılar. Mahalle muhtarımız ve karşı komşum da çağrılmıştı.
Evimize girerken ve Hocaefendi’ye yapılan o yakışıksız ilk muamele asla kabul edilemez ama sonrasında TEM ekiplerinin duyarlı ve nazik davranmaya çalıştıklarını gördüm. Her tarafı aramaya başladılar. Bir yandan da çekim yaptılar.
Hocaefendi’nin büyük bir kitaplığı var. Kitapları bayağı incelediler. Herhalde defalarca sormuşumdur: “Ne arıyorsunuz? Size ne arayacağınız söylenmedi mi?” diye. “Suç unsuru olabilecek bir şey arıyoruz” dediler. Sonra biri bana “kitaplıkta F. Gülen’e ait bir kitap var mı?” dedi. “Daha önce de görmemiştim ama yine de bakayım” dedim. Onlarla beraber kitaplıkta F. Gülen’in kitabını aradık! Her zamanki âdetim üzere yardımcı oldum.  Yoktu. Olsa ki neyi ispatlayacaktı. Alparslan Kuytul Hocaefendi ilim adamı ve onun evinde her türlü kitap olabilir. Ayrıca fikirleri ve yaşantısı gizli değil ortada olan bir insan. Diyelim ki evinde bir tane kitap çıktı. Mahkemede hemen buna dayanarak “tamam darbecidir” mi diyeceklerdi. Ama aradıkları yoktu…
Sonrasında başka bir sıkıntı olmadı ama giriş tam bir fiyaskoydu. Yine aynı saatte olsun ama kapıyı beyefendi gibi vursalar ve insan gibi konuşarak girselerdi buna bir mani yoktu. Hakkımızda mutlaka bilgi toplamışlardır. En azından bu kadar tanınmış bir şahsa yapılacak bir muamele değildi bu!
Onlar evden çıktıktan ve yaşadıklarımızın şaşkınlığını üzerimden attıktan sonra saat 07.45’te Hocaefendi’nin gözaltına alındığını sosyal medyadan duyurdum.

Hava aydınlanınca komşularımız gösterdi Hocaefendi’nin kullandığı aracın lastiği indirilmiş. Gece eve girdikten sonra muhtemelen kaçmasın diye aracının lastiği indirilmiş. Eğer bu, düşündüğüm maksatla yapılmış ise bunlar Hocaefendi’yi hiç tanımamış. Kaçacak bir adam olsaydı böyle açık bir hayatı olmazdı. Ne zaman gerçekleri konuşmaktan kaçtı! Ne zaman zalime karşı konuşmaktan korktu. Ona çok çok ayıp ettiler..

Kamuoyuna Açıklama -1-

Kamuoyuna Açıklama -1:
Zor bir süreçten geçtiğimiz şu günlerde akbabalar gibi bekleyen yandaş medya fırsatlar yakaladığını zannederek alçaklığını yapmaya devam ediyor. Ben günler evvel yazdığım cümlemin arkasındayım. Altın fırsatlar yakaladıklarını zannediyorlar ama ellerindeki balonlar yüzlerine patlayıp hakikat ortaya çıktığında hem bu dünyada hem de ahirette düştükleri zilletten dolayı kaçacak delik arayacaklar ama bulamayacaklar!
İki gündür içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreç sebebiyle biz de bir açıklama yazamadık. Bundan cesaret bulanlar iftiralar atmaya devam ettiler.

Vakfın kasası bulunmuş ve içinden benim de miktarını bilmediğim bir miktar para çıkmış!

Söylenilen miktar, kutular dolusu(!) ve izahı mümkün olmayan bir miktar da değil! Kocaman bir binanın yıl içerisine yayılmış eğitim ve burs hizmetlerinin ve vakfın diğer giderlerinin karşılanabileceği bir miktar. Bu para elbette ki vakfın kasasında olmalı.
Sanki nereye harcandığı bilinmeyen bir para gibi muamele ediliyor. İcabında klimalar sebebiyle vakfın bir dairesinin sadece elektrik faturasının 2.000 tl olduğu aylar oldu.

Bu para nereden mi geldi? 

Bizi tanıyan herkes bu yazacaklarımın altına imzasını atar ki; En başta bizlerin sonra İslam davasına gönül vermiş tüm kardeşlerimizin cebinden! 

Bu parayı dişimizden tırnağımızdan arttırmak suretiyle sırf bu dava yürüsün diye veririz, hepsi de kayıtlıdır. Resmi muhasebe teftişlerimiz de yapılmaktadır. 

Hocaefendi şimdiye kadar vakıftan bir kuruş dahi para almamıştır ve sanıldığının tam aksine babadan kalma eline geçen cüz'i bir miktarın bir kısmını yıllardır bu hizmete harcamaktadır. 

Onun şahsına ait bir arabası olmamıştır. 

Benim vakfa gidiş gelişlerimde toplu taşıma taşıtlarını kullandığıma tüm kardeşlerimiz şahittir.

Çok zengin bir çevremiz de yok ama Rabbim bereket veriyor ve Alparslan Kuytul Hocaefendi de her konuda olduğu gibi bu konuda da çok ince düşünerek tasarruf edilmesini sağlamaktadır. Onu tanıyan herkes çok iyi bilir ki; vakfa bir kapı kolu alacak olsalar kırk yerden fiyat sordurur ve en uygun ve en dayanıklı olanı aldırır.
Bu durum şunu gösteriyor ki; vakıf adına kardeşlerimiz ve bazı şahıslar para verdilerse bu para çar-çur edilmemiş ve gerekli hizmetlerde kullanılmaya ve tasarruf edilmeye devam edilmiştir.

YANİ ALLAH RIZASI İÇİN PARASINI VERENLER KORKMASIN!

PARALARI ŞAHISLARIN HESAPLARINDA DEĞİL VAKFIN KASASINDAN ÇIKTI!

Allah yolunda ve hizmetlerde kullanılmak üzere…

Vakfın içinde gizli bir geçit varmış! Akit Tv’nin yaptığı bu alçak iftira, İFTİRADIR!!! 

Bu görüntü vakfa ait değil. Akit Tv acaba bunu nerden kırptı! Vakfın içinde bir dolabın içinden bir kapı çıkıyormuş! Yok böyle bir şey! Aşağıya inen bir merdiven var evet. Vakfımızın alt katında devlet destkeli ve müfettişlerin düzenli teftiş ettiği SODES eğitim merkezi var.
Bazı siteler, vakfın içinde eğitim derslikleri var diye yazmış! Hatırlatmak istiyorum: Biz FURKAN EĞİTİM VE HİZMET VAKFIYIZ! DERSLİKLERİN OLMASI GAYET NORMAL! Vakfımızda, gönüllü öğretmenler tarafından üniversite hazırlık öğrencilerine, açık öğretin sınavına hazırlananlara ücretsiz dersler verildiği herkesin malumudur. Bunun için duvarda bir yazı tahtası olmayacak mı? Silah bulmadılar! Eroin bulmadılar! Eğitim Vakfında Eğitim sınıfı buldular! Bu da zaten tüm halka açık sınıflar, sanki gizli bir bilgiyi deşifre etmiş gibi çiğ ifadeler kullanan ve bu şekilde algı operasyonu yapanları şiddetle kınıyorum. 
Yine Tıp ve Hukuk talebelerine sınırsız burs veriliyormuş! Böyle bir ayrıcalık yok hatta düzenli burs verdiğimiz bir tıp talebesi var mı onu bile bilmiyorum. Hele hele Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin hakikatleri söylediği için risk içinde görüldüğü şu süreçte azıcık kariyer düşünenler zaten bize yaklaşmamayı tercih ediyor. 
Bizim tertemiz adımıza kara leke sürmeye çalışanlar bunu başaramayacaklar!
Bugün ben birkaç arkadaşımızla bizzat Vakıf binamızın önüne gittim. Bir TOMA başta olmak üzere, çevik kuvvet otobüsü ve kapıda kalkanlarla bekleyen emniyet güçleri bulunuyor! İçeride arama vb yapılacaklar bitmiş, orada bulunan emniyet amirine bizzat sordum ‘içeride iş bittiği halde hala neden burada bekliyorsunuz’ diye.. ‘Buranın emniyetinden sorumluyuz’ dedi ‘her türlü yağma vb tehlikeye karşı bekliyoruz’ dedi. Aslında olması gereken bir durum bu. Vakfın başında ona sahip çıkanlar gözaltında olunca vakıf devlete emanet olmuş. Bizim de içimiz rahat etti ama Vakfımız trafik açısından Adana’nın kalbi sayılabilecek bir cadde üzerinde: Abidinpaşa caddesi. Neredeyse tüm toplu taşıma araçları oradan geçiyor ve hiç hoş olmayan bir görüntü mevcut. Bu durumda Orada bulunan emniyet amirine rahatsızlığımızı ifade ettik. Tüm vatandaşlar bizi bir terör örgütü zannedecek! Kapıda TOMA ile yaklaşık otuz polis bekliyor. Bu belki gerekli bir uygulama olabilir ama bu durum bizim adımıza sıkıntı veriyor, bu uygulama başka bir şekilde yapılamaz mı?’ dedik. Şikâyetimizi ilgili makamlara ileteceğini söyledi, sağolsun iletmiş de… Aslında orada bekleyen emniyet sadece soruşturma sürecinde olduğu için bekliyor.
Aynı minvalde bugün Adana Valiliğinden çıkan kararla henüz soruşturma süreci devam eden vakfımızın faaliyetleri de geçici olarak durdurulmuş. Yani soruşturma devam ettiği için netice bekleniyor. Savcılık iddianameyi hazırlayacak ve ona göre mahkeme süreci başlayacak. Şu durumda bu da normal bir süreç. Hangi sebeple olduğunu henüz bizimde bilmediğimiz bir baskınla arama yapılan vakfımız hakkında bir dava süreci başladı. Henüz bir mahkeme kararı olmadığı halde bazı haber kanalları Furkan Vakfı Kapatıldı diye yine atlıyor. Sen kimsin! Gazeteci mi hâkim mi? Valilik bile yetkisi dâhilinde davranıp böyle hüküm vermiyor ‘dava sürecinde olduğu için geçici olarak durduruldu’ diyor.
Furkan Vakfı Kapatılmadı. Sadece Soruşturma Süreci Geçiriyor Ve Şu Anda Hep Beraber Bu Sürecin Sonuçlanmasını Bekliyoruz.
Bizi sevenlerin kalbi rahat olsun. Biz çeşitli iftiralara maruz kalmış bir kurum olarak AKLANMA SÜRECİNE GİRDİK... Bu sürecin vakfımızın ve niyetimizin ne kadar temiz olduğunun ispatı olacağına inanıyorum.
Diğer bir konu ise gizlilik kararı sebebiyle avukatlarımızın bile bilgi alamadığı konularda basının yazıp çizmesi ve onlara bazı bilgilerin yalan, yanlış ve iftiralar eklenerek servis edilmesi..
Bu benim aklıma ‘emniyetin içindeki köstebek kim’ sorusunu getiriyor. Çünkü onların yaptığı çekimden kareler ve videolar yayınlanıyor. Demek ki biri ve ya birileri bu çok gizli operasyonun gizliliğini ihlal ediyor. Biz bu durumu da yetkililere ilettik onlar da konuyla ilgilendiklerini söylediler. Gerekenin yapılacağını umuyoruz.

Muhterem Hocamızı sevenlerin içi rahat olsun. Bu süreç hayırlı bir şekilde bitecek ve biz yolumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah!